17 Ekim gecesi Habertürk Kanalında Ali Poyrazoğlu’nun sunduğu programda, tecavüz sahnelerinden oluşan parodiye gülmeyenler de vardı. “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisindeki tecavüz sahneleriyle birlikte, medyada artan cinsiyetçi programlar ve tecavüz kültürünü teşvik eden yayınların eğlendirmediği kimseler de var.
İşgal altında sağlık, sağlık işgal altında!
Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi’nin, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası ve Filistinli Sağlık Çalışmaları Komiteleri’nin de desteğiyle organize ettiği “Filistin’le Beyaz Dayanışma: Sağlık Emekçileri Konuşuyor” adlı panel 17 ve 18 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşti.
Ankara’daki İşçi Cephesi okurları krizi tartıştı
Geçtiğimiz sayıda da bahsettiğimiz gibi bu ay 17 Ekim’de Ankara’da İşçi Cephesi gazetesi okurları olarak bir araya geldik. Bu ayki gündemimiz “Türkiye’de ve dünyada krizin son boyutları ve sınıf mücadelesi”ydi. Bir yazar arkadaş konuyla ilgili bir sunum yaptı. Bu sunumda dünyadaki neoliberal saldırılardan, bunun Türkiye’deki yansımasından ve bu saldırılara karşı işçi sınıfının mücadelesinden bahsetti.
TEKEL işçileri, Pazar günü meşaleli yürüyüşe çağırıyor!
ÇAĞRI:
“İş ve güvenceli iş ortamı” için 4 C’ye hayır!
TEKEL işçileri, “Geçici Süreyle Çalışma” biçimi olan 4C ‘nin iptal edilmesi için yürütülen mücadeleyi bitirmedi. Hükümet, “İş Kaybı Tazminatı”nı 1 Ekim itibariyle sona erdirdi. 10 bine yakın TEKEL işçisi işsiz, sosyal güvenceden, sigorta ve sağlık hakkından yoksun. 4 C’yi iptal davası ise, Anayasa Mahkemesinin gündeminde.
Filistin’le Beyaz Dayanışmaya
16-17 Ekim tarihlerinde, Filistinli hekimler ile beraber, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası ve Filistinli Sağlık Çalışmaları Komiteleri desteğiyle, İşgal Altında Sağlık Durumunu tartışmak için düzenlediğimiz Filistin’le Beyaz Dayanışma Konferansıgerçekleşecek
Fransa’da genel grev sürüyor!
Fransa’da emeklilik reformunun senatoda kesin olarak oylanmasına günler kala reforma karşı direniş güçlenerek sürüyor. Geçtiğimiz ay içinde dört kere birer günlük genel greve gidilmesine, yerel ve ulusal düzeyde birçok eylem düzenlenmesine, birçok okulun ve işyerinin bloke edilmesine karşılık hükümet yetkililerinin reformu geri çekmeyeceklerine dair açıklamalar yapması mücadeleyi sertleştirdi.
Direnişlerinin 158. gününde UPS işçilerinden basın açıklaması
Türk-İş’e Bağlı TÜMTİS’te sendikalılaştıkları için işten çıkartılan UPS işçileri direnişlerinin 158. gününde direniş alanları olan Mahmutbey Aktarma Merkezi önünde bir basın açıklaması yaptı. Direnişte bir yandan hukuki süreç devam ederken öte taraftan patron da mücadelenin uzamasından duyduğu rahatsızlığı belli eden açıklamalar yapmakta.
Hava-İş üyelerini İstanbul’a çağırdı
Türk-İş’e bağlı Hava-İş Sendikası, Türk Havayolları Anonim Ortaklığı (THY A.O) işvereninin yasadışı bir şekilde yaptığı sözleşmelerin feshi için bu işleme tabi tutulan tüm işçileri İstanbul’daki genel merkezine çağırdı.
KPSS skandalında yeni perde
10-11 Temmuz tarihlerinde gerçekleşen KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı)’de 350 öğrencinin tam puan alıp birinci olmasının ardından kopya iddiaları gündeme gelmiş, ÖSYM ise tatmin edici bir açıklama yapamamıştı.
Nefret cinayetleri artarak devam ediyor!
20 Eylül’de Bursa’da bir nefret cinayeti daha işlendi. İrem Okan bir çok yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Bu yıl öldürülen 20’ye yakın lgbtt (lezbiyen, gay, transseksüel, travesti) birey gibi o da nefret cinayetlerinin kurbanı oldu. Katil olay yerinde “tüm travestilere ölüm” notu bırakarak nefretinin boyutlarını gösterdi.
Referandum ve sonrası
Tartışmalı bir referandum sürecini geride bıraktık, ama daha fazla tartışmaya gebe yeni bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç elbette bir öncekinin tartışmalarını barındıracak, fakat bunları cevaplayıp aşabildiği oranda da işçi ve emekçi kesimler ve sosyalist sol için sağlam ve tutarlı bir politik programatik hat üzerinde ilerleyebilme olanağını verecek.
İşçi sınıfı ve Kürtler: Cephe mi, eylem birliği mi?
Emek ve Özgürlük Cephesi, Emekçilerin ve Ezilenlerin Boykot Cephesi, 3. Cephe, Seçim Cepheleri ve benzeri diğer cephe öneri ve girişimleri… Türkiye sosyalist hareketinin son 20 yılında politik-örgütsel varlığını böylesi bir inşa perspektifi üzerine kurmuş, bunu programlaştırmış çok sayıda çevre ve akım bulunmakta. Ve neredeyse bu cephe öneri ve girişimlerinin tamamı Kürt ulusal kurtuluş hareketinin dinamizmini kendine temel almakta… Daha açık bir ifadeyle bu cephe önerilerinin belirleyeni ve öznesi Kürt halkı…
İspanya’da genel grev: İşçi sınıfı “Artık Yeter” dedi
İspanya proletaryası, sosyalist Zapatero hükümetinin kapitalist krizle birlikte yoğunlaşan emek düşmanı saldırılarına 29 Eylül günü 24 saatlik bir genel grevle yanıt verdi. Özellikle sanayi kesiminde yüzde 90’lar düzeyine ulaşan katılım, otomobil sektöründe yüzde 100 oldu. Enerji üretiminin yüzde 20 oranında düştüğü grev günü boyunca 150 kentte temizlik işçileri sokaklara çıkmadı, şoförler otobüslere binmedi, metro ve tren işlemedi. Çoğu TV kanalı gün boyunca sadece film yayınlamakla yetinirken gazeteler sayfa sayısını yarı yarıya azaltmak zorunda kaldılar.
Devlet, Kürtler ve Boykot
Abdullah Öcalan’ın Akşam Gazetesi’nde yayımlanan 15 Eylül tarihli röportajında, devlet-Öcalan görüşmeleri, demokratik özerklik ve referandum tutumları işlenmişti.
Röportajı önemli kılan iki temel husus var. Bunlardan birincisi bu röportajın, Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilişinden beri O’nunla yapılmış olan ilk röportaj oluşudur.
Politik içgörü: Nesnel gerçekliği algılayabilmek!
Doktorlar vücut içinde oluşan sesleri dinlemek için stetoskop adı verilen bir cihaz kullanırlar. Yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi olan bu basit cihaz sayesinde kalpten akcigere, mideden bağırsağa çeşitli organların durumunu dinleyerek anlamak mümkün hale gelmiştir. Lakin cihaz çok önemli olsa da marifet esas olarak onu kullanandadır. Diğer bir ifadeyle eline her stetoskop alan kalbin sesini duyabilir ama duyduğu sesin ne anlama geldiğini ancak gerekli eğitime, bilgi ve deneyime sahip olanlar bilebilir. Cihaz ehliyetsiz ellerde işlevsiz bir parçadan ibarettir. Kısacası beyaz bir önlük giyip, boyna bir stetoskop asmakla kimse doktor olamaz. Sahteyle gerçeği ayıran çizgi sanıldığından çok daha kalındır.
12 Eylül’ü süsleyip sıvayan anlayışa, cevap gibi bir kitap: “Şahbaz’ın Harikulâde Yılı 1979”
Son yıllarda, öncesi ve sonrasıyla 12 Eylül’ü anlatan filmler, kitaplar ve dizilerle buluştuk. Bu yayınlarla, 80 öncesi Türkiye’sini kimimiz yeniden canlandırdık zihinlerimizde, kimimiz ilk defa oluşturduk. Bazen de darbenin yarattığı toplumsal yapıyı izledik/okuduk. Peki, insanlarıyla, dekoru ve senaryosuyla bu canlandırmalar ne kadar gerçekçi?
TEKEL işçilerinden basın açıklaması
Basına ve Kamuoyuna
1 Ekim itibariyle iş kaybı tazminatlarının ödemesi son buldu. 4 C sözleşmesini imzalasak bile, hükümet verdiği sözü tutmayarak iş vermiyor. 4C’yi imzaladığı halde aylardır iş bekleyen, işyeri belli olduğu halde işbaşı yaptırılmayan işçiler var.
Anayasa Mahkemesi, referandum sonrasında mahkemenin üye sayısının 11’den 17’ye çıktığı için, 11 üyeyle karar verilmesini adil bulmuyor. 4C karşısında rengini belli ediyor.
Ankara’da İC okurları referandumu değerlendirdi
Anayasa’daki kısmi değişikliklerin 12 Eylül’de halk oylamasına sunulmasından sonra 23 Eylül’de Ankara’da İşçi Cephesi gazetesi okurları olarak “Referandum sonuçları ve yeni süreç” üzerine bir toplantı gerçekleştirdik.
Tekel işçileri Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi önünde süresiz oturma eyleminde!
“Barikatın üç yanı yok: ya bizimlesiniz ya da bizim karşımızda onlarla!”
Tekel işçileri sendikaları Tek Gıda-İş yönetimine bu şekilde sesleniyor. Bilindiği gibi Tekel işçileri 4-C’ye, taşeronlaşmaya ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı harekete geçmiş ve Ankara’da 78 günlük bir direniş süreci geçirmişlerdi. Bu dönemden sonra ise sendikanın uzlaşmacı tavrı mücadelenin geri çekilmesine neden olmuş, bir yandan da 4-C statüsüyle ilgili hukuki süreç başlatılmıştı. Ayrıca işçilerin birçoğu 4-C şartlarına razı olmak zorunda bırakılmışlardı.
TEKEL işçileri Tek Gıda-İş Genel Merkezi önünde oturma eylemine başladı
“Tek Gıda-İş uyuma, işçine sahip çık” sloganıyla Samsun, Hatay, İzmir, Tokat, Bafra, Batman, Diyarbakır gibi illerden İstanbul’a gelen TEKEL işçileri, Tek Gıda-İş Sendikası Genel Merkezi’ne geldiler. “Ölümden öte köy yok, hakkımızı almadan dönmek yok” dövizlerini taşıyan TEKEL işçileri, sendika yöneticileri ile görüşmek istediler.
Münnevver Karabulut: Ne İlk, ne de bir son!
3 Mart 2009’da Münevver Karabulut sevgilisi tarafından başı vücudundan kesilerek hunharca öldürülmüştü. Bu cinayetin üzerinden yaklaşık 8 ay geçmesine rağmen davalar halen sürüyor ve geçtiğimiz günlerde bu cinayetin dördüncü duruşması Bakırköy Adliyesi’nde gerçekleşti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak “Münevver İçin Adalet İstiyoruz” sloganımızla davanın takipçisi olmak adına Adliye’deydik.
Madem her şey yolunda: Krizin yarattığı kayıplar derhal giderilsin!
Referandumda yüzde 58’le EVET’in çıkmasının ardından, burjuva medyada bir “toplumsal barış”, “uzlaşma” havası estiriliyor. Esen havaya göre, referandumun ardından toplumsal kutuplaşma dindi, demokratikleşme, sivilleşme süreci iyi kötü ilerliyor. Ekonomide işler tıkırında. Son çeyrekte ekonomi yüzde 10,3 büyüdü, işsizlik yüzde 10,5’e geriledi, krizden çıkıyoruz! Patlayan mayınlara rağmen hükümet BDP ile görüştü. Yeni bir açılım süreci kapıda ve Kürt sorununun çözümü yakın… Yani her şey yolunda, her yer güllük gülistanlık!
Üniversite-sanayi işbirliği ve YÖK’ün kaldırılması tartışmaları
Dünyada ve Türkiye’de, son dönemde eğitim alanında uygulanmaya çalışılan programların temel eksenini; devletin eğitim harcamalarından elini çekmesi ve bu alanın sanayi çevrelerine açılması oluşturmakta. Genel bir eğilim olarak devletin kamu harcamalarından uzaklaşmaya çalışması, kendisini birçok alanda hissettirmiş ve mevcut durumda da önceliklerden biri eğitim alanı olarak belirmiştir.
Anadil bir “hak” değildir!
Kürt Dili Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Hareketi’nin (Tevgera Ziman û Perwerdehiya Kurdî – TZPKurdi) çağrısıyla 19-24 Eylül tarihleri arasında ilk ve orta öğretimde, bir hafta sonrasında ise üniversitelerde okullar boykot edildi. Boykotun sebebi Kürt öğrencilerin anadillerinde eğitim görememeleri, talepleri ise anadilde eğitim hakkının tanınması ve Kürtçenin anayasaya resmi dil olarak eklenmesiydi.
İran olmak ya da olmamak: Bütün mesele bu değil!
Sık sık ortaya atılan ve toplumun belli kesimlerinde bir paranoyaya dönüşen “laiklik elden gidiyor”, “mahalle baskısı”, “İran oluyoruz” tartışmaları referandum sonuçları ile bir kez daha su yüzüne çıktı. Sandıklardan çıkan yüzde58’lik EVET, bu kesimler için Türkiye’nin İslamcılaşması, devletin örgütlü ve militan bir gericilik eylemiyle kuşatılması anlamına geliyor. Böyle bir geriye dönüşün tek sorumlusu AKP gösterilirken, İran olmaktan kurtulmamızın AKP’nin gidişiyle mümkün olacağı, toplumu saran muhafazakârlığın ancak böyle yerini özgürlüklere bırakacağı söyleniyor.
Kurumsal faşizmin rejim içerisindeki konumu üzerine
Referandum süreci, öncesi ve sonrasıyla birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bunlardan bir tanesi ve belki de en çelişkili olanı ise Türkiye’de kurumsal faşizmin ya da sistem içi faşizmin temsilcisi MHP ile ilgili olanı. Referandum öncesinde “eğer HAYIR çıkarsa faşizm gelecek” bağırışları yükselirken, sonuçlar belli olduktan sonra “MHP çöküyor” çığlıkları atılmaya başlandı. Peki, bir referandum sonucu MHP’nin durumunu bir anda bu kadar belirleyebilir mi ya da 13 Eylül sabahı Türkiye’de rejimin karakteri mi değişti?
Baskı ve şiddet rejimi sürüyor!
Referandum sürecinde demokrasi ve özgürlük üzerine demeçler verilirken, 11 Eylül gecesi İstanbul’un çeşitli ilçelerinde ESP üyelerine polis baskınları yapılıyordu. 12 Eylül akşamı, anayasa değişikliklerinde “yetmez ama evet” diyerek hükümetten güvenoyunu esirgemeyen sol gruplara, Başbakan da teşekkürünü eksik etmemişti. Şimdi, ‘solculardan’ çıkan evet oyları hükümete yetmemiş olacak ki, referandumdan on gün sonra Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) binaları ile yöneticilerinin evlerine “Devrimci Karargâh bağlantısı” olduğu iddiasıyla operasyon düzenlendi. Aralarında SDP Genel Başkanı’nın da bulunduğu 17 kişi gözaltına alındı.
TÜSİAD: “Sermaye tektir, bölünemez!”
Referandum sürecinde Başbakan Erdoğan’ın, TÜSİAD’ı tutum almaya çağıran ve “Taraf olmayan, bertaraf olur!” açıklamasına, sermayeyi “İstanbul” ve “Anadolu” sermayesi olarak ikiye ayırarak, “sermayenin el değiştirdiği” tespiti eklenince; sermaye-hükümet ilişkileri, sermaye içi mücadele konusu, bir kez daha basında geniş yer buldu.
Fransa’da emeklilik reformuna karşı direniş sürüyor
Fransa’da büyük tartışma ve ciddi bir toplumsal direniş yaratan emeklilik reformu, 11 Eylül’de parlamentoda milletvekillerinin oyları ile kabul edildi; ancak reformun yasallaşması için bir de senatodan onay alması gerekiyor. 5 Ekim’de başlayıp yaklaşık üç hafta sürmesi öngörülen senato tartışmaları süreci, reforma direnenler açısından, çok önemli bir süreç olacak. Başbakan François Fillon konuşmalarında reformu asla geri çekmeyeceklerini çünkü yapılan düzenlemelerin gerekli ve mantıklı olduğunu söylemeye devam ediyor.
Doğum borçlanması nedir?
2008 yılında Sosyal Güvenlik Reformu olarak bilinen 5510 sayılı Kanunla, ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile SSK sigortalı kadınların, iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra, iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla, hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan sürelerini borçlanması mümkün hale getirilmişti.
Tez Koop-İş’te takke düştü, kel göründü
İşçilerin yönetimde ve denetimde söz sahibi olmadığı sendikalar, gerçek amacından şaşarak yerini bürokratizme, tepeden buyuruculuğa, yolsuzluğa ve usulsüzlüğe bırakacaktır. Bunun bir örneği Tez Koop-İş İstanbul 2 Nolu Şube ile 5 Nolu Şube Yönetimi arasında yaşanan gerginlik ile basına yansımıştır.
Hizmet – Merhaba arkadaşlar
Ben hizmet sektöründe çalışmaktayım. Çalıştığım mağaza zincirlerinde Tez Koop-İş sendikası örgütlü. Sözde destek amacı adı altında bazı bölgelerdeki mağazalara gönderildim. Üstelik desteğe gönderildiğim yerler evime de uzaktı. Daha önce müdür ve bölge müdürü ile uğradığım haksızlıktan dolayı tartıştığım için böyle bir uygulamaya başladılar. İşten atamadıkları için baskı yapıp istifamı vermemi istiyorlardı. Bu şekilde beni yıldıracaklarını düşünüyorlardı.
Petrokimya – Kriz bittiyse, kriz öncesi koşullara dönelim!
Merhaba arkadaşlar;
Geçtiğimiz bayramda Tekirdağ’a ziyarete gitmiştim. Orada oturan ve fabrikalara servis çeken bir arkadaşı gördüm ve oradaki durumun nasıl olduğunu ve işlerin nasıl gittiğini sorduğumda: “İşler iyi, yoğun çalışıyoruz. Hatta bayramda bile çalışanlar var” diye cevap aldım. “İstersen şimdi servis çekeceğim. Oraya gelir misin?” diye sorduğunda ben de tereddütsüz kabul ettim.
Tekstil – Patron yeni işçi aldı, tüm koşullar geriledi
Fabrikada yeni bölümün açılmasıyla işçiler işe alınmaya başlandı. Yeni işçi arkadaşlara elimden geldiği kadarıyla yardımcı olmaya gayret ediyorum. Yemekte, çayda bulamadıkları zaman oturacakları yeri bulmaya, göstermeye çalışıyorum. Zaman zaman da sohbet etmeye çabalıyorum.
Ekim Devrimi insanlığın aydınlık geleceğidir: Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya mümkün!
“Devrim, toplumsal düzen değişikliği demektir. İktidarı, kendisini tüketmiş olan bir sınıfın elinden yükselmekte olan diğer bir sınıfın eline geçirir. Ayaklanma anı iki sınıfın iktidar mücadelesindeki en keskin ve kritik anı oluşturur. Ayaklanma, ancak halkın ezici çoğunluğunu etrafında toplayabilecek ilerici bir sınıfa dayanıyorsa devrimi gerçek zafere ve yeni bir düzenin kurulmasına götürebilir…”1 diyordu Troçki. Aynen, tarih, sınıf savaşlarının tarihidir diyen Karl Marx gibi.
Deneme Süreli İş Sözleşmesi Nedir?
4857 sayılı iş kanunu madde 15’te tanımlanmış olan bir sözleşme türüdür:
“Md 15 – Taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda bunun süresi en çok iki ay olabilir. Ancak deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir.
Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklıdır.“
Altyapı, Üstyapı, Kitle Öncüsü
Bizzat Marx’ın geliştirdiği biçimiyle Marksizm’de, altyapı (sınıflar) ve üstyapı (ideolojiler ve kurumlar) öğeleri söz konusudur. Kitleler altyapıda, parti ise üstyapıda yer alır. İşçi sınıfı, kitleler ve bir bütün olarak toplum, nesnel ve öznel olmak üzere iki tür üstyapıya sahiptir. Nesnel üstyapı kurumlardan oluşur; öznel olanlar ise ideolojiler ve bilinçtir. Sendikalar, işçi gazeteleri, partiler, Sovyetler ve ulusal yayınlar sınıfın ya da kitle hareketinin nesnel kurumsal üstyapılarıdır. Komünist ve sosyalist partiler de böyledir. Sendikalist ve reformist bilinçler işçi sınıfının öznel, ideolojik üstyapı öğelerini oluştururlar. Bunlar, burjuva ideolojileri olmaları bakımından, işçilerin “yanlış bilincidirler”. Troçkist ideoloji işçi sınıfının “gerçek bilinci”dir ve ideolojik ya da öznel üstyapının bir parçasını oluşturur. Troçkist parti, bu ideolojinin nesnel biçimidir ve bu nedenle de işçi sınıfının kurumsal üstyapısının bir parçasını oluşturur.
Tez Koop-İş İstanbul 2 Nolu Şube: Basına ve Kamuoyuna Duyurulur
Greve çıkamadınız pankartı bahane etmeyin!
Şubeyi teslim ettiniz, 3 gün sonra darp edildik diye yaygara koparmayın!
İşçilerin adaletine teslim olun, yargı kararlarını uygulayın!
Basına ve Kamuoyuna;
Tez Koop-İş İstanbul 2 Nolu Şube üzerindeki işgal, 24 Eylül 2010 Cuma günü saat 15.00 itibariyle sona erdirilmiştir.
Sarkozy hükümetinin ırkçı politikaları sürüyor
Hükümetlerin ekonomik kriz dönemlerinde ırkçı politikalara yönelmesine dair örnekler kapitalizmin tarihinde bolca mevcut. Fransız hükümeti de hem dikkatleri başka yöne çekip kriz sebebiyle hükümet üzerinde artan baskıyı azaltmak hem de mevcut ekonomik sistemin sürdürülebilirliğini ve devlet aygıtının baskıcı yönünün kuvvetlenmesini sağlamak için Romenlere karşı saldırgan politikalar izlemeyi tercih etti. Sarkozy hükümeti bu yöntemi sık sık kullanıyor.
Fransa – 7 Eylül genel grevi üzerine
Avrupa’da krizin patlak verdiği ilk günlerden itibaren patronlarla yerel ve küresel düzeyde işbirliği içinde çalışan hükümetler, krizin bedelini işçi sınıfına ödetmeye yönelik reformlar yapmaya devam ediyorlar. İşten çıkarmaları arttırmak, çalışma saatlerini dolayısıyla sömürüyü arttırmak, maaşları dondurmak, daha ucuz işgücü arayışıyla fabrikaları Uzakdoğu ve Balkanlara taşımak, kayıt dışı işçileri ve çocukları sigortasız ödemesiz güvencesiz çalıştırmak gibi “kriz önlemleri” alan hükümetlerin şimdiki hedefi de emekliler.
ABD Irak’tan çekiliyor mu?
Obama’nın 2008 seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerden biri de, Irak’taki savaşı bitirmek, Irak’taki ABD ordusunu geri çekmekti. Fakat bunun nasıl, ne şekilde ve ne zaman gerçekleşeceği ise kuşkusuz belirsizdi. Aradan geçen zaman zarfında Obama’nın tek yaptığı, henüz Bush döneminde Irak hükümetiyle imzalanmış olan çekilme takvimini uygulamak oldu.
Anayasa’dan
Bu ay iş yasasını değil, işçileri doğrudan etkileyen ve referandumda oylanan anayasanın 54. maddesini inceledik. Değişiklik paketiyle, Grev hakkı ve lokavt başlıklı maddenin 3. ve 7. fıkralarının kaldırılması oylandı. Peki, neydi bu fıkralar?
Demokratik sloganlar ve görevlerin temel önemi: Kurucu Meclis
Emperyalizmin ve tekellerin olduğu kadar bürokrasinin de en derin eğilimlerinden dolayı, demokratik sloganlar ve görevler daha ve daha fazla önem kazanmaktadır. Bu üçü de totaliter devletlere doğru sürekli bir eğilime sahiptir. Kitle hareketinin sürekli yükselen çizgisini dizginlemenin tek yolu budur. Kapitalist ülkelerde tekellerin devlet üzerindeki etkisi […] totalitarizme yol açmaktadır. İşte bu sebepten tüm halkı ilgilendiren büyük demokratik sloganlar ve görevler, gün be gün çok daha güncel hale gelmektedir. […]
Petrokimya – Mücadele etmek ve mücadelemizi birleştirmek zorundayız
Merhaba arkadaşlar;
Patronlar kazandıkça bizler daha çok baskıya maruz kalıyoruz ve işsiz kalmaya devam ediyoruz.
Metal – Patron gözünü maaşlarımıza dikti
Merhabalar,
Çalıştığım fabrikada 14 tane vinç var. Bu vinçler uzaktan kumanda sistemi ile çalışıyor, uzaktan kumandada arıza olursa kablolu kumanda ile çalışmaya devam ediliyor. Bu uzaktan kumanda sistemlerinin alıcı ve vericilerinde zaman zaman arıza olabiliyor. Böyle bir durumda kumanda alıcı ve vericisi satın alındığı firmanın teknik servisine gönderiliyor ve garanti süresi bitmiş ise arızanın boyutuna göre belli bir ödeme yapılarak onarımı yapılıyor.
Tekstil – Yalancı Çoban
Kriz var ama nasıl ve neden var? İş var, para yok! Çalış, ama zam yok! Biz mi yarattık bu krizi?
Her şeye rağmen hükümet krizi atlattığımızı söylüyor. Teğet geçti diyorlar. Ama kriz biz işçileri teğet geçmedi.
Hizmet – Biz işçiler patrona karşı haklarımızı savunurken nelere dikkat etmeliyiz?
Merhaba arkadaşlar;
Bizler hakkımızı savunurken bireysel değil topluca hareket edip örgütlenirsek kazanabiliriz. Bireysel davrandığımız sürece her zaman kaybetmeye mahkûm oluruz. Bunu kendi işyerimden örnekler vererek anlatmaya çalışacağım.
Hizmet – Maaş değil sanki sadaka
Merhaba İşçi Cephesi okurları. Sizlere hep çalıştığım işyerinden haberler yazmıştım. Bu kez yine işyeri haberi ama tekstil değil. Bu kez bir marketten haber yazmak istiyorum. Aslında bu yazacaklarımı market çalışanlarının yazmasını tercih ederdim. “Biz yazamayız böyle bir deneyimimiz yok. Biz anlatalım sen yaz” dediler. Ben de yazmaya karar verdim.
Kitap: Kirpiklerimin Gölgesi
Modern Türkiye toplumunun kendi başına ördüğü trajik tarihi, toplumsal cinsiyet sorunsalı üzerinden işleyen, çıktıktan kısa bir süre sonra yeni baskını da yaparak okurun beğenisini kazandığını kanıtlayan bir roman, Kirpiklerimin Gölgesi. Romanın kahramanı 11 yaşındaki bir kız çocuğu. Bu kız çocuğunun başından geçenler ise, gözlerimizin önüne her daim çektiğimiz perdeyle yüzleşme imkânını sunmakta bize.
Kitap: Yeni Başlayanlar İçin Lenin
Agora Yayınları, Yeni Başlayanlar İçin Troçki‘nin ardından şimdi de Yeni Başlayanlar İçin Lenin kitabını yayımladı. Icon Books’un kaleminden çıkan bu kitabın görselleri, karikatür ve çizgi roman dalında uluslararası düzeyinde tanınmış bir sanatçı olan Oscar Zarate tarafından çizilmiş.





