Ana Sayfa Blog Sayfa 88

Kötünün iyisine razı değiliz! Emekçiler ve ezilen halklar için Kurucu Meclis!

0

Cumhurbaşkanlığı seçimi ideolojik bir bombardıman altında gerçekleşiyor. Sanki 12 yıldır Erdoğan hükümeti tek başına iktidarda değil. Sanki 7 yıldır AKP’nin eski başbakanı ve dışişleri bakanı Abdullah Gül cumhurbaşkanı değil. Sanki ülke belediyelerinin yüzde 60’ı AKP’nin yönetiminde değil. Sanki meclisin ezici çoğunluğu 12 yıldır AKP hâkimiyetinde değil. Hükümet hâlâ halkın iradesinin tecelli etmediği propagandası yapıyor. Bütün devlet aygıtı elinin altında olmasına rağmen 12 yıldır halkın iradesi hala tecelli etmediyse bunun sorumlusu Erdoğan hükümetinden başka kim olabilir?

Kadıköy’de kadın katliamlarına karşı kadın yürüyüşü gerçekleştirildi

0

Kadın cinayetleri artarak devam ediyor. Hükümet her zamanki gibi kadın katliamlarına duyarsız ve bu duyarsızlığıyla kadınları kendilerine şiddetin her türlüsünü uygulayan erkeklere karşı savunmasız ve sessiz kalmak zorunda bırakıyor. Kadını, bedenini ve kimliğini yasalarla, politikalarla, söylemlerle tahakküm altına alan, kadını her tür yasal hak ve korumadan mahrum bırakırken erkeğe ceza almaması için her tür imkânı sağlayan kadın/trans katliamlarını buna her tür yasal zemini oluşturarak destekleyen devlet katildir.

Siyonist katliama karşı Filistin ile dayanışmaya!

0

Bir aydır Siyonist İsrail devletinin askeri saldirilari altındaki Batı Şeria’ya baskınlarla saldıran İsrail İşgal Ordusu’nun, 15 gündür kara harekâtı ile binlerce Filistinliyi katletmesine tanık oluyoruz. Geçtiğimiz haftadan bu yana süren saldırılarda ölen Filistinli sayısı 500’ü aştı. Bunlardan 100’den fazlasının çocuk olduğu belirtiliyor. İsrail’in saldırılarında birçok hastane tanklardan açılan ateş sonucu vuruldu. Yaralılar arasında gönüllü sağlık görevlileri ve doktorlar da var. Bununla birlikte Batı Şeria’da, 13’ü parlamenter 1087 Filistinli tutuklandı ve bu tutuklama operasyonunda tutuklananların yüzde 53’ünün çocuk olduğu belirtiliyor. Bu İsrail’in ilk saldırısı değil; 2008’de 1400 Filistinli öldürülmüş ve 5 binden fazlası yaralanmıştı, 2012’de ise bu kez 177 Filistinli öldürüldü ve 1300’ünden fazlası yaralandı. Filistinliler kendi topraklarında askeri kontrol noktalarıyla, İsrailli yetkililerce asla cezalandırılmayan silahlı saldırılarla, sefalet ve şiddet içerisinde yaşamaktalar. Filistin topraklarının %20’si olan ve sözde Filistinliler için “ayrılmış” Batı Şeria, 400.000 Siyonist yerleşimci tarafından işgal edilmiş durumda.

Rojava Devrimi’nin yanında, Esad ve emperyalizmin karşısında!

0

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Rojava’nın Kobanê kantonu çevresinde yoğunlaştırdığı saldırılara karşılık veren Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kayıpları dolayısıyla tüm Kürt halkına başsağlığı diliyoruz. Kürt halkının sadece Rojava için değil, Suriye ve tüm bölge devrimleri için yaşamsal bir tehdit olan IŞİD’e karşı yürüttüğü cansiperane mücadeleyi selamlıyor ve destekliyoruz!

Filistin ile dayanışma eylemi

0

Siyonist İsrail devletinin günlerdir Filistin halkına karşı uyguladığı acımasız saldırılar 17 Temmuz gecesi, İsrail’in 8 bin kişiyle kara harekatına başlaması ardından korkunç boyutlara ulaştı. Pek çoğu çocuk olmakla birlikte 300’e yakın insan öldürüldü ve 2000’i aşkın kişi yaralandı. Saldırıların ardından İsrail de dahil olmak üzere pek çok ülkede Filistin halkıyla dayanışma eylemleri düzenlendi. Türkiye’de de Filistin için İsrail’e Boykot Girişimi’nin çağrısıyla 18 Temmuz Cuma günü 19.00’da Beyoğlu Tünel’de bir dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Yüzlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen eylem Tünel’den başlayıp Galatasaray Lisesi önünde yapılan basın açıklamasıyla sonlandırıldı.

Şişecam işçileri grev hakları için yürüdü

0

Toplu iş sözleşmesi sürecinde Şişecam yönetiminin uzlaşmaz tutumu nedeniyle, ücretlerde iyileştirme ve eşit işe eşit ücret talep eden Kristal-İş sendikası üyesi Şişecam işçileri 20 Haziran 2014 günü sabahı greve çıkmışlardı. On cam fabrikasından 5.800 işçiyi kapsayan grev Bakanlar Kurulu tarafından ‘milli güvenliği ve genel sağlığını bozduğu’ gerekçesiyle 60 gün ertelenmişti.

Her yerde kadın cinayeti! Meclis olağanüstü toplansın!

0

Aşağıda, artan kadın cinayetlerine karşı “meclis olağanüstü toplansın” talebiyle yarın, yüze yakın kadın örgütü, sendika ve siyasi partinin katılımıyla düzenlenecek eylemin basın açıklamasını paylaşıyoruz. 20 Temmuz’da kadın cinayetlerine karşı isyanımızı haykırmak için tüm kadınları 14:00’te Kadıköy Boğa’nın önünde toplanmaya çağırıyoruz!

Kent Gıda’da grev başlıyor

0

Türk-İş’e bağlı Tek Gıda-İş Sendikası bugün Kocaeli Gebze’de bulunan Kent Gıda fabrikasının sahibi ABD’li firma Mondelez arasında süren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uzlaşmaya varılalaması üzerine greve çıkıyor.

Filistin direnişine destek, İsrail’e boykot yürüyüşü

0

Siyonist İsrail devletinin Filistin halkına karşı yaptığı saldırıların ardı arkası kesilmezken, saldırılara karşı tüm dünyadan tepkiler geliyor. İstanbul Taksim’de de 13 Temmuz Pazar günü Filistin halkının direnişini desteklemek ve İsrail’i boykot etmek adına bir yürüyüş gerçekleşti. ‘Filistin İçin İsrail’e Boykot Girişimi’nin’ çağrısını yaptığı yürüyüşe yüzlerce insan katıldı. Yürüyüş Tünel’den başlayıp Galatasaray Lisesi önünde son buldu.

Asgari ücret Temmuz zammı: öğün başına 4 Kuruş

0

Asgari ücrete 2014’ün Temmuz ayında %6’lık bir zam geldi. Bu zamla beraber asgari ücret net 846 TL’den 891,04 TL’ye yükseldi. Yılın ilk 6 ayına göre günlük 2,10 TL’ye, aylık 45 TL’ye denk gelen bu artışa Resmî Gazete’ye göre “işçi temsilcilerinin muhalefetine karşılık oy çokluğuyla karar verilmiştir”. 15 milyon işçinin asgari ücretle çalıştığı Türkiye’de asgari ücret ‘Asgari Ücret Belirleme Komisyonu’ tarafından kapalı kapılar ardında belirlenmektedir. “İşçi ve ailesinin günün ekonomik ve sosyal şartlarına göre yaşamasını mümkün kılan” ücret olarak tanımlanan asgari ücret, haliyle işçi ve ailesini ancak sefalet içinde yaşatabilecek düzeydedir.

Cumhurbaşkanlığı ve işçi sınıfı

0

Cumhurbaşkanının halk oylaması ile belirlenmesi aslında rejimin dönüşümüne dair pek çok başka yeniliği de içerisinde barındırmakta. Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül deneyimlerinde gözlemlediğimiz cumhurbaşkanları Türkiye politikasında bir belirleyen olmaktan çok, birden fazla belirleyen arasında hakem rolü oynayan bir makam idi. Öyle ki, cumhurbaşkanının veto hakkından öte bir yetkisinin olup olmadığı ise halk nezdinde bir bilinmeyendi.

Kötünün iyisine razı değiliz!

0

Türkiye 30 Mart yerel seçimlerinin ardından bu kez Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandık başına gitmeye hazırlanıyor. Bir rejim krizine dönüşen 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından gerçekleştirilen referandum ile cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi yasalaşmıştı. 10 Ağustos tarihinde ilk turu gerçekleştirilecek seçimler yedi yılın ardından ilk kez uygulanacak. Bu yanıyla temsil açısından devletin en tepesinde bulunan kişi ilk kez doğrudan halkoyuyla belirlenmiş olacak. Bununla birlikte rejim içi çatışma ve kriz dinamikleri açısından 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri -seçim yöntemi değişmiş olsa da- 2007’nin bir tekrarı olmaya aday gözüküyor. Başbakan Erdoğan’ın üzerindeki sayısız şaibe bir yana seçimlere başbakan olarak giriyor olmasının işaret ettiği politik/kurumsal yozlaşma ve seçilmesi halinde Anayasa’yı -en aşırı ölçülerde kullanacağını ilan ettiği yetkiler çerçevesinde- deleceğini söylemesi bu duruma işaret ediyor. Diğer bir ifadeyle Erdoğan, halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanı Anayasa’nın da üzerindedir, Anayasa dahil tüm kurum ve yasalar bu yeni duruma uygun hale getirilmelidir, her şey ve herkes bana uyacak, demektedir.

Soma’ya, mücadeleye!

0

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre yılın ilk yarısında en az 951 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Kapitalizmin fıtratında olan kâr hırsı ve hükümetin de buna çanak tutmasıyla bir maliyet unsuru olarak görülen yaşamlarımızı her yıl en az biner biner kaybediyoruz. Mayıs ayında Soma’da 301 işçinin katledilmesi yetmedi, Şırnak’ta da madenci arkadaşlarımız kör kuyularda ölmeye devam ediyor. Rödovans usulü çalışılan Şırnak’taki kaçak kuyularda genç Kürt işçiler “ölümüne” kömür çıkartıyor.

Devrimci Enternasyonalin inşasında yeni bir adım: UIT-CI Birleşme Kongresi gerçekleşiyor

0

Latin Amerika’dan, Avrupa’dan ve Meksika’dan devrimci güçler, önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği bir kongreyle ortak bir uluslararası örgüt çatısı altında birleşiyor. Türkiye’den İDP Girişimi olarak parçası olduğumuz bu süreçle ilgili, İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI) Sekreterliğinden Miguel Sorans’ın Uluslararası Haberleşme (UIT-CI’nin yayın organı)’nin 34. sayısında (Mayıs 2014) yayımlanan yazısını paylaşıyoruz.

Kadın cinayetlerine karşı hep birlikte daha güçlü!

0

Kadın cinayeti haberlerini her gün okumaya devam ediyoruz. Sadece iki günde altı kadın öldürüldü, bu senenin başından beri yüzlerce kadının evlerinde, işe giderken, sokakta, karakol ya da adliye önünde yakını olan erkekler tarafından öldürüldüğü haberlerini okuyoruz. Devlet kadın cinayetlerine ilişkin istatistik tutmadığı için verdiğimiz sayılar ancak haberi yapılabilenler üzerinden oluyor. Dolayısıyla bu rakamlar sadece bildiklerimiz. Diğer taraftan, ölüme varan ya da varmayan boyutlarda maruz kaldığımız her türlü erkek şiddetinin aslında rakamlarla ölçülür bir tarafı yok. Rakamlar sadece durumu anlatmak için bir vesile… Medya bu cinayetleri ‘eski koca dehşeti’ olarak gösterirken, katiller ‘çılgın aşık’, ‘kıskanç sevgili’ olurken öldürülen kadınlar ‘boşanmanın “bedelini” canıyla ödüyorlar’. Kadınlar boşanma haklarını kullanırken mahkemelerde tehdit gördüklerini söylemelerine rağmen, erkekler tutuklanmıyorlar. Örnek olarak Hanime Aslan’ın koruma kararına rağmen, korumasıyla birlikte öldürülmesi bize bir kere daha devletin kadınları şiddetten korumadaki etkisizliğini gösteriyor.

Paket ile katliam birdir

0

AKP hükümeti “terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi” adını verdiği yeni paketi meclis gündemine taşıdı. Neoliberal müzakere sürecini yasallaştıran, müzakere sürecinde görev alan devlet görevlilerini hukuken koruyan ve hastalıklı görmekten vazgeçmediği Kürt ulusal hareketi üyelerini rehabilite etmek isteyen paket, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki aydan az bir süre kala demokratikleşme söylemleriyle iç içe sunuluyor.

Kütahya Seyitömer’de 576 işçi işten atıldı!

0

Dünya çapında uygulanan neoliberal karşıdevrim politikasının en önemli silahlarından biri olan özelleştirmelerin, Türkiye’de 1985’ten bu yana uygulandığını ve bu özelleştirmelerin de %85’inden fazlasının AKP Hükümeti döneminde gerçekleştiğini biliyoruz. Bu neoliberal özelleştirme politikalarının egemen sınıfın azalan kâr hadlerini yükseltmek ve işçi emekçi kitleler üzerindeki sömürüyü arttırmak için yapıldığı ve her özelleştirmenin işçi sınıfına işten atılma, güvencesizlik, iş kazası, ölüm getirdiğiyse ayan beyan ortada. Nitekim son birkaç sene içerisinde Kütahya’da sürekli olarak devam eden işten atmaların ve buna bağlı olarak başlayan direnişlerin sebebini de bu özelleştirmeler ve uygulanan sınıf düşmanı politikalar oluşturuyor.

Yeni YÖK yasası: Burjuvazi için bilim, burjuvazi için eğitim !

0

5 Kasım 2012 tarihinde Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), üniversite öğrencilerinin ve öğretim görevlilerinin gündemine oturan bir yasa tasarısını kamuoyuna sunmuştu. Bugün bu yasa tasarısının ODTÜ ve Gezi gibi kitle seferberliklerinin, 17 Aralık operasyonu gibi rejim içi bir hesaplaşmanın ardından, yapılan birtakım değişikliklerle tekrar karşımıza çıkarıldığına tanık oluyoruz. Üniversitenin kapılarını özel sermayeye açmayı hedefleyen tasarıda bir buçuk yıl önce sunulan tasarıdan farklı olarak bu sefer rejimin istikrarını korumak adına yönetimdeki çok başlılığı engelleyecek önlemlerin alındığı göze çarpıyor. Gerçekte bu yasa tasarısının yazılma amacı ne üniversitelerin akademik başarısını geliştirmek ne de toplum yararına teknolojik gelişmelerin önünü açmak. Burjuvazi bunları ancak kendi sınıf çıkarları doğrultusunda, yani kâr ve piyasa odaklı olarak geliştirebilir. Burjuvazi tarafından henüz bütün kâr potansiyeli kullanılamamış olan eğitim alanı, bugün neoliberal saldırı politikalarından en çok etkilenen alanlardan bir tanesidir.

Hükümetin torbası

0

Soma katliamı ardından AKP’ye yönelik tepkilerin artması, hükümeti acele bir şekilde taşeron düzenlemesine itti. Taşeron sistemini iyileştireceklerini söyleyerek, taşeron ve güvencesiz çalışma sisteminin önündeki tüm engelleri kaldıran bu düzenleme, AKP’nin diğer tüm neoliberal saldırılarının paketi haline gelen torba yasa düzenlemesinin içine atıldı. Yeni eklemelerle 106 maddeye çıkan bu yasa tasarısı, bir aydır Meclisin Plan ve Bütçe Komisyonunda kavga ve gürültüyle görüşülüyor.

Filistin’de işgal ve Birlik Hükümeti “çözümü”

0

12 Haziran’da Batı Şeria’da, 5800’ü aşkın Filistinli tutsağın özgürlüğü için 3 Siyonist yerleşimcinin esir edilmesinin ardından İsrail işgal güçlerinin Filistin halkına saldırısı başladı. Siyonist İsrail yönetimi, ordusuna operasyon yetkisi vererek, iki hafta içerisinde en az 14 Filistinliyi katletti ve 600’ü aşkın kişiyi tutukladı. Filistinliler ise İsrail saldırılarına karşı sokaklarda çatışarak, zindanlarda açlık grevi yaparak direnişle cevap verdi.

Güney Afrika’da üretim durdu!

0

Amerikan kapitalizminin önde gelen otomobil üreticileri arasında olan General Motors şirketi, devam eden işçi grevlerinden dolayı Güney Afrika’daki en büyük tesisinde üretimi durdurduğunu açıkladı. Ülkede ACMU (Maden ve İnşaat İşçileri Sendikası)’nun geçen hafta 5 ay süren grevi sonlandırmasının hemen ardından Güney Afrika Ulusal Metal İşçileri Sendikası (NUMSA) greve başlamıştı.

Nefret cinayetleri politiktir! Trans bireyler yalnız değildir!

0

Mukaddes adını ve bedenini reddeden 17 yaşında başarılı bir kick boks sporcusu Okyanus Efe, ailesinin ve yakınlarının baskısına dayanamayıp intihar etti.

Her gün ölüm haberlerini duyduğumuz (ya da duyamadığımız) onlarca trans birey gibi kaldırılamayacak bir baskı altındaydı. Bedenine, kimliğine, kararına yöneltilen baskı ve nefretle yaşıyordu. Yok sayılan, tecavüz edilen, şiddet gören, katledilen yüzlerce trans birey gibi… Babası önceki gece “artık assan da kendini kurtulsak” demiş. Okyanus Efe kendini balkon demirlerine asmadan önce “normal olmak ne boka yaradı” diyerek intihar etti, daha doğrusu etmeye zorlandı.

Sahipsiz-Sen’de örgütlü bir işçi sınıfı

0

Diğer bütün askeri darbeler gibi, 12 Eylül 1980 darbesinin de amacı ve sınıfsal hedefi, yükselen sınıf mücadelesini sindirmek ve işçi sınıfı ile onun örgütlülüğünü un ufak etmekti. Darbe karşısında birleşik bir işçi cephesinin oluşturulamaması sonucunda, bu sınıfsal saldırı politikaları büyük oranda hayata geçirildi. “Örgütlülük” olgusu üzerinde oynanan algı politikaları meyvelerini verdi. Burjuvazi örgütlülüğünü yasal ve kurumsal olarak sağlamlaştırıp derinleştirirken, işçi sınıfına örgütlü olmanın terörist olmakla eşdeğer olduğu kara propagandasını yaptı.

Direnişteki Trakya Otocam işçileriyle söyleşi

0

24. Toplu İş Sözleşmesi sürecinde işverenle sendika arasında anlaşma sağlanamaması üzerine Şişecam işçileri 10 fabrikada 5800 işçiyle greve gitme kararı almıştı. Sendikalılaşmanın bu kadar düşük olduğu Türkiye’de 1947’den beri sendikalı olan Şişecam işçileri Türkiye işçi sınıfı için oldukça önemli bir noktada yer almakta. 1947’den günümüze kadar birçok grev gerçekleştirmiş olan işçilerin bu son grevi, grevin 8. gününde, 25 Haziran 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla “sağlığı ve milli güvenliği tehdit edici” olduğu gerekçesiyle 60 gün sonraya ertelendi! Hepimiz biliyoruz ki grev ne milli güvenliği ne de sağlığı tehdit ediyor. Grev işçi sınıfının her hamlesinde tir tir titreyen hükümeti ve patronların her kuruşunu işçinin emek gücü sayesinde cebe indirdiği kârlarını tehdit ediyor. Grevin erteleme kararı ardından bir basın açıklaması yapan Kristal-İş, grev erteleme kararının tamamıyla hukuksuz olduğunu ve bu kararın ardından Danıştay’a yürütmeyi durdurma ve iptal davası açacaklarını belirtti.

Mihalıççık krom madencileri grevde

0

Eskişehir’in Mihalıççık ilçesi Kavak köyündeki Türk Maadin A.Ş. Krom Maden Ocağı’nda toplu iş sözleşmesi sürecinde sendika ve patronun uzlaşamaması üzerine grev başladı. Kavak krom madeninde üretim 1930 yılından bu yana kesintisiz sürmesine rağmen patron işçilerin haklı taleplerine 6 ay süren toplu iş sözleşmesi görüşmeleri boyunca kulak tıkamıştı. 15 Haziran günü greve çıkan işçilerin talepleri işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik gerekli tedbirlerin alınması ve eşit işe eşit ücret ödenerek taşeron işçiliğe son verilmesi. İşçilerin greve çıktığı gün patronun da saldırısı gecikmedi ve işyerinde lokavt uygulanmaya başladı.

Şişecam işçileri Ankara’da grev yasağını protesto etti

0

Bilindiği üzere Şişecam işvereni ile yetkili Kristal-İş Sendikası arasındaki 24. dönem toplu sözleşme görüşmelerinde ücret zammı, düşük ücretli çalışanlar için iyileştirme zammı, işe giriş ücreti ve bazı maddi haklar ile iş güvencesi ve kazanılmış haklara ilişkin iki maddede anlaşma sağlanamamıştı. Bu nedenle de Kristal-İş 20 Hazirandan itibaren geçerli olmak üzere Şişecam’a bağlı, 5800 cam işçisinin çalıştığı 10 işyerinde grev kararı aldığını duyurmuştu. Direnişin henüz 5. gününde (25 Haziran) ise Bakanlar Kurulu “genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle Şişecam grevi için 60 gün süreyle erteleme kararı çıkarttı. Kristal-İş kararı Danıştay’a taşırken, işçiler ise, birçok kentte sürmekte olan direnişlerini bugün (1 Temmuz Salı) Ankara’ya taşıdı.

Yenişehir cam işçisi mücadelesini azimle sürdürüyor

0

Burjuvazinin bakanları tarafından grevleri yasaklanan ve kendileri yılıp korksun diye bir arkadaşları işten atılan Şişecam Yenişehir işçileri mücadelelerini ilk günkü kararlılıkları ve azimleriyle sürdürüyorlar. Patron, grevin ertesinde cadı avı başlatmak için fabrikanın dört bir köşesini kamera ile donatmışken, alınan önlemler sıkıyönetim tedbirlerini aratmayacak vaziyette. Bu olumsuzluklara rağmen cam işçisi baskılara ve yıldırma politikalarına teslim olmadan yoluna devam ediyor.

Bitlis’te iş bırakma eylemi

0

Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçelerinde Vangölü Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nde (VEDAŞ) taşeron şartlar altında çalışan işçiler, insanca bir yaşam için yeterlilik sağlayamayan mevcut haklarının iyileştirilmesi için iş bırakma eylemi yaptı.

“Milli güvenlik” değil “sınıf korkusu”

0

Kısa Tarih

ABD işçi sınıfı, 1930’lu seneler boyunca verdiği sınıf mücadelesine oldukça radikal ve militan bir öz atfetmişti. Bu özün dönüşebileceği potansiyel toplumsal kalkışmalar, siyasal basirete sahip Birleşik Devletler egemenlerinin politik konumlanışında, Wagner Yasası’nda cisimleşen bir geriletme doğurdu. Wagner Yasası sayesinde -ve elbette İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın yarattığı yıkımın da etkisiyle- ABD’de 1935 yılında 3,5 milyonu bulan sendikalı işçi sayısı, 1947’de 15 milyon oldu. Dahası yasa, sendika ile burjuvazi arasındaki görüşmelere hükümetin müdahalesini açıkça yasaklıyor ve grev hakkına oldukça geniş bir güvenlik getiriyordu.

Şişecam grevi hükümet kararıyla durduruldu

0

Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde Kristal-İş sendikası ve patronlar arasında uzlaşma olmaması üzerine 5.800 cam işçisi 20 Haziran tarihinde greve çıktı. 10 ayrı fabrikada patlak veren grevin ana talepleri; ücret zammı, asgari ücret ile 1.200 TL ücret karşılığında çalışan 3 bin işçi için iyileştirme zammı, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin uygulanması ve rapor alan işçilerin maaşında yapılan kesintilerin sona erdirilmesi. Bu taleplere karşılık patronların sendikası olan Cam İşverenleri Sendikası yaptığı açıklamada ‘cam işkolunda dünya genelindeki eğilimler hakkında bilgilendirildiği halde Kristal-İş’in, yaşanan krizi görmemezlikten gelerek taleplerinde ısrarlı olduğunu’ belirtti. Krizin faturasını işçilere kesmek isteyen patronlar utanmadan Şişecam’ın, ‘krizin ağır koşullarına karşılık işgücü azaltmasına gitmeyen ender kuruluşlar’ arasında olduğunu da açıklamalarına ekledi.

Irak’ta Sünni isyanı, IŞİD ve emperyalizm

0

Geçtiğimiz günlerde IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) birlikleri önce Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’u ele geçirdi, ardından Bağdat’a doğru yürüyüşe geçerken, ülkenin Sünni-Arap bölgesinin neredeyse tamamını denetimi altına aldı. IŞİD’in askeri harekatı karşısında Irak ordusu paralize olup Şii bölgelere çekildi. Öte yandan, IŞİD’in askeri ilerleyişi sonucunda, Musul’daki Türkiye Başkonsolosluğu’nun düşmesi ve 49 kişilik personelinin rehin alınmasına ek olarak TC vatandaşı 31 tır şoförünün de esir düşmesi, AKP hükümetinin dış politikasının sefaletini bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Lice: Barış hükümetin kanlı ellerine teslim edilemez!

0

Diyarbakır Lice’de kalekol inşaatlarının durdurulması için yapılan protesto eyleminde 26 yaşındaki Ramazan Baran ile 50 yaşındaki Baki Akdemir jandarmanın açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti. Gezi’den Gever’e, Okmeydanı’ndan Lice’ye ülke sathında yapılan protesto eylemlerinin derhal kriminalize edilerek, göstericilerin ‘terörist’leştirilmesi, yapılan her protesto eylemini bir darbe girişimi olarak gören Hükümet’in bilinçli bir tercihidir. Kuşkusuz, konu rejimin en zalim ve baskıcı yüzünü gösterdiği Kürdistan’daki protestolar olunca eylem yapanların teröristleştirilmesi ve derhal milli değerler çağrılarak ölümlerin meşrulaştırılması işten bile değil. Bizler en ufak bir hak mücadelesine dahi tahammülü olmayan, sürekli darbe komplolarıyla baskı rejimini meşrulaştırmaya çalışan Hükümetin ölümlerin hesabını derhal vermesini talep ediyoruz.

Gereğini yapmak

0

1970 Haziranı’ydı; okul kapanmış, yaz tatili başlamıştı. Orada burada avarelik yapıp denize giriyor ve sabahtan akşama kadar top oynuyorduk. Bir gün yine daha ‘karga bokunu yemeden’ başladığımız üst üste üç maçın ardından mahalleye döndüğümüzde arkadaşlardan biri ‘Oolum, işçiler Bağdat Caddesi’nden Kadıköy’e inip ortalığın ağzına s…lar. Hâlâ da iniyorlar!’ haberini verdi. ‘Hadi lan!’ deyip bir arkadaşla birlikte ana caddeye doğru koşturduk. Cadde tarafından kamyon gürültüleri ve uğultu halinde ‘Demirel İstifa!’ sesleri geliyordu. Az sonra ellerinde kalın sopalar, demir çubuklar olan ve kamyon kasalarına doluşmuş işçileri gördük. Kamyonların üstünde çok sayıda Türk bayrağı dalgalanıyordu. Bunlar Kadıköy’dekilere yardıma giden işçilerdi. Yol kenarında biriken kalabalığın içindeki bir amca, ‘Bu işçiler iyice azıttı, Kurbağalıdere Köprüsü’nde polisle çatışmışlar, Kadıköy Kaymakamlığı’nı, polis arabalarını yakmışlar!’ dedi. Bir başkası ‘Bağdat Caddesi’nden geçerken herkese bayrak astırmışlar’ bilgisini verdi. Epeyce iyi giyimli bir başka zat ise endişeli gözlerle, geçen kamyonlara bakıp ‘Evlerimizi elimizden alacaklar!’ diye mırıldanıyordu. İşçilerin tank barikatlarını yardığı, askerlerle de çatıştığı ve çok ölü olduğu söyleniyordu. Ben heyecanla yanımdaki arkadaşa dönüp ‘Yürü lan Kadıköy’e gidelim!’ dedimse de, onun, ‘Oolum bok yoluna gideriz!’* itirazı üzerine bu tarihi olaya daha yakından şahit olma fırsatını kaçırdım. Gerçi henüz kimsenin işçi sınıfının bir tarih yazdığından haberi yoktu…

Brezilya’da isyan kupası

0

2014 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak Brezilya’da halk, turnuva için harcanan paralara isyan halinde. Protestocular devletin ülkedeki yoksullukla mücadele ve sosyal konut sağlamaya para ayırmayıp bütçeyi Dünya Futbol Şampiyonası için harcamasına tepkili.

Soma: Asla unutma! Böyle geldi, böyle gitmesin!

0

13 Mayıs günü Soma’da en az 301 madenci hayatını kaybetti. 432 çocuk yetim kaldı. Yüzlerce ailenin ocağına ateş düştü. Başbakan Erdoğan kan dondurucu bir edayla, “madenciliğin fıtratında var” diyerek katliamı olağan karşıladığını ilan etti. Ölen madencilerin yakınları devlet erkânından acılarına merhem olmasını beklerken tekme, tokat, tehdit ve hakaretle karşılaştı. Başbakan Erdoğan madenci yakınlarına yönelik insafsız söylem ve davranışların bizzat başını çekti. İşçileri müdafaa etmesi gereken sendika yöneticileri katliama kılıf arama yarışına girdi. Pekiyi, ne olacak? Ateş düştüğü yeri yakıp kül edecek ve öylece kalacak mı? Hayır, Soma’yı asla unutmamalıyız! Böyle gelmiş ama böyle gitmesin, gitmemeli!

Gençliğin sınıfı

0

İşçi sınıfının tüm tarihsel kazanımlarının burjuvazi tarafından yok edildiği zamanlarda yaşıyoruz. Bürokratik de olsalar işçi sınıfının dev kazanımları olan işçi devletlerinin tarihe karıştığı, sosyal demokrasinin ve adında ‘sosyalist’ kelimesi geçen partilerin her geçen gün işçi sınıfına karşı yeni ekonomik saldırılar ve kemer sıkma politikaları planladığı, işçi sınıfının (proletaryanın) yok olduğunu söyleyen burjuva düşünürlerin her yanda türediği, iş cinayetlerinin, işsizliğin, yoksulluğun her gün arttığı zamanlar bunlar. Bizim, biz gençlerin, sendikalarda örgütlenmiş yüz binlerce işçinin her gün patronlarına karşı verdiği korkusuz mücadeleyi, okul kulüplerinden politik örgütlere kadar her yerde örgütlenmiş öğrencilerin işkenceyi ve ölümü göze alarak savaştıklarını hatırlamamıza olanak vermeyen bir zaman.

Soma’daki işçi cinayetlerinin sorumlusu göçmenler mi?

0

Başlamadan önce aylık bir gazetede yazı yazmanın zorluğuna vurgu yapmak isterim. Gündem çok çabuk geçip gidiyor, önemli olaylar oluyor ve gazete çıkana kadar bir başka gündem öne çıkıyor.

Yazımızın başlığında belirttiğimiz gibi Soma’nın sorumlusu göçmen işçiler mi? Önce bir geriye dönelim ve 13 Mayıs’ta ne olmuştu, tekrar hatırlayalım.

Direnişlerden

0

Punto Deri direnişi sona erdi (15 Mayıs 2014)

Sendikalaştıkları için işten atılan ve 288 gün direnişlerine devam eden DERİTEKS üyesi işçiler direnişlerine son verdi. 14 Mayıs’ta sonlandırılan direnişte bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Soma’da iş cinayeti sonucu katledilen işçiler için 1 dakikalık saygı duruşuyla başlayan basın açıklamasına Punto Deri işçisi Ramazan Aygün’ün konuşması damga vurdu: “İşverenler yasayı çiğnediği zaman hiçbir bedeli, karşılığı yok. Anayasayı kendileri yaptıkları için kendileri istediği gibi çiğneyebiliyor. Ancak bir işçi, bir vatandaş ufak bir hata yapsa başı beladan kurtulmuyor. Neden? Çünkü sistem onların elinde.” Ramazan Aygün’den sonra sözü alan DERİTEKS genel başkanı Musa Servi Punto’daki direnişe öncelikle çalışma koşullarının düzeltilmesi için başladıklarını söyledi ve bu direniş sayesinde Punto Deri’de ve Zeytinburnu havzasında köle gibi çalıştırılan deri işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirildiğine dikkat çekti.

AB seçimleri: Devrimci bir alternatifin yokluğunda giderek artan istikrarsızlık

0

Avrupa seçimlerinin sonucu Avrupa Birliği’nin içinden geçmekte olduğu politik krizin bir yansıması niteliğinde. Seçimlerde her ülkenin kendine özgü dinamikleri belirleyici olsa da, asıl öne çıkan belirleyici unsur işçilerin yıllar süren mücadeleler sonucu kazanılmış haklarına yönelik ciddi saldırılar teşkil eden ekonomik kriz ve kemer sıkma politikaları temelinde gelişen ortak eğilimler oldu. Bir yandan AB ülkelerinde istikrarın temel dayanakları olarak görülen sağ ve sosyal demokrasinin yıpranmışlığı her geçen gün giderek daha da inkar edilemez hale gelirken, bir yandan da aşırı sağın giderek yükselmesi, burjuvazinin farklı kesimlerinin saldırıları çok daha keskinleştirecek yeni bir dönemece girme hazırlığında olduğunu gösteriyor. Diğer uçta ise Syriza’nın zaferi gibi sola dönüşler yaşansa da, işçi sınıfının ve halkların yanında durarak bankaların ve patronların Avrupası’yla kesin bir kopuşu savunan devrimci bir alternatif ortaya çıkmış değil.

Yeni Taşeron Yasası: Güvencesiz çalışmada yeni bir strateji

0

Bu ay içerisinde Başbakan’a sunulacak ve meclis tatile girmeden kabul edilecek olan Yeni Taşeron yasası “taşeron işçilere müjde”, “binlerce kişinin borcu silinecek” haberleriyle sunuluyor. Ancak biraz incelendiğinde yasanın kendisinin taşeron çalışmanın yaygınlaştırılmasını amaçlayan hilelerle dolu olduğu görülüyor.

Durmak yok yola devam: Yeni Yargı Paketi ve AKP’nin toplum mühendisliği

0

AKP’nin öncülüğünü yaptığı toplumsal, siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma programı, durmak bilmeden ilerlemeye devam ediyor ve yeni bir müjde paket ile karşımızda! Paket meclis adalet komisyonunda görüşülüp kabul edilmiş durumda ve diğer torba yasaları ve paketleri aratmayacak nitelikte.

15-16 Haziran: Sınıfın sahneye çıkışı!

0

15-16 Haziran 1970’te, Türkiye işçi sınıfının birleşik, kitlesel, militan karakteri ve politik sonuçlarıyla en etkili direnişi yaşandı. 15 Haziran’da 75 bin, 16 Haziran’da 150 binin üzerinde işçi İstanbul’u üç ayrı koldan yürüyerek sardı. Çok sayıda sokak çatışması yaşandı. Sermayenin polis gücünün yetersiz kaldığı noktalarda ordu işçilere müdahale etti. 150’den fazla fabrikanın katıldığı eylemlerde Mutlu Akü işçisi Yaşar Yıldırım, Vinteks işçisi Mustafa Bayram ve Cevizli Tekel işçisi Mustafa Gıdak patronların kolluk güçleri tarafından katledildi.

İzmir Aliağa’da direniş devam ediyor

0

İzmir Aliağa’da, Aliağa Belediyesi tarafından işten çıkarılan 104 işçinin belediye önündeki direnişi 27. gününe girdi.

Belediye seçimlerinden sonra MHP’li Serkan Acar’ın devraldığı belediyeden 104 taşeron işçinin neden gösterilmeden atılması üzerine direnişe geçen işçiler, 27 gündür belediyenin önündeki çadırda nöbet tutuyor. İmza kampanyaları, oturma eylemleri ve sloganlarla direnişlerini sürdürüyorlar.

“Gezi’den Soma’ya” etkinliği gerçekleşti

0

İDP Girişimi’nin “Gezi’den Soma’ya: Baskıya ve Sömürüye Karşı Mücadelelerle 1 Yıl” başlıklı etkinliği, 1 Haziran Pazar günü İDP Eyüp/Alibeyköy ilçe bürosunda gerçekleşti. Etkinlikte ilk olarak, Gezi isyanı sürecinde, Soma’da ve tüm iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin anısına ve Arjantin’de Sosyalist İşçi Partisi (PST) üyesi üç devrimci Marksist militanın faşistler tarafından katledilmesinin yıldönümü dolayısıyla 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Kadınlar can güvenliği istiyor!

0

Geçtiğimiz ay içinde Tekirdağ Çerkezköy’de Basaş Strafor Fabrikası’nda operatör olarak çalışırken, kalıp temizleme sırasında baskı makinesine sıkışarak yaşamını yitiren Satiye Gür’ün duruşması görüldü. Belki adını sanını duymadığımız onlarca işçi cinayeti davalarından birisiydi. Ama Türkiye’deki işçi güvenliği meselesine dair küçük ama çok manidar bir duruşma yaşandı. Fabrikanın patronları “eğer makinenin çalışmamasını sağlayacak düğmelere bassaydı kaza olmazdı” diyerek vefat eden Satiye Gür’ü suçladı. Avukatlar iş kazalarının önüne geçecek sensörlü makineler olduğunu belirtirken, sanıklar “öyle makine olmaz” diye kendilerini savunurken hakim de, “sensörlü makine yokmuş işte” diyerek avukatları tersledi ve bu arada davaya müdahil olmak isteyen Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası’nı reddederek duruşmayı bitirdi. Patronlar işçi cinayetinin faturasını ölen Gür’e keserken, hakim patronları korumaya devam etti ve cinayet münferit bir kazaymış gibi görüldü, gitti. Bu duruşmadan bir hafta sonra yaşanan Soma katliamı için de bizi nasıl bir tiyatronun beklediği açık; suçlu ölen işçiler, yaşasın sermaye!

İstifa baskısı

0

“Merhaba, iki yıldır bir işyerinde çalışıyorum. İşverenim, yıllık izinlerimizi kullandırmıyor. Bunun yerine işten ayrılırken hak ettiğimiz ücretleri ödeyeceğini söylüyor. İzne çıkmak istediğimi söylediğim günden beri, müdür her gün beni odasına çağırıp ne zaman istifa edeceğimi soruyor. İstifa etmeyeceğimi söyledikten yarım saat bir saat sonra yanıma gelip ilgisiz konularla ilgili, sorumluluğum olmayan işlerde hata yaptığımı söyleyerek bağırıp çağırıyor. Çok bunaldım. Ne yapabilirim, bir hakkım var mı?”

Şeytan Üçgeni’nden sınıf rotasına

0

Son yirmi yıldan beri ülkedeki politika dünyası üç kesimin farklı ideolojik söylemleri arasına sıkıştırılmış halde: İslamcı hareket, laik akım ve Kürt ulusalcılığı. Daha doğrusu, üç ana politik odak (ve onun ardında yatan ekonomik odaklar), iktidarda olabilmek (ve tabii “iş yapabilmek”) ya da politik etki alanlarını genişletebilmek için toplum kesimlerini bu üç ana ideolojik ve politik söylem çerçevesinde topluyorlar, toplamaya gayret ediyorlar.

Biri fıtrat mı dedi?

0

Türkiye tarihinin en büyük maden faciasını 13 Mayıs’ta Soma’da yaşadık. Resmi rakamla 301 işçinin cinayete kurban gittiği bu facia, ülkede çalışma düzeninin ne hale geldiğini ve taşeron, esnek ve sağlıksız çalışma koşullarının bizzat yasalarla belirlendiğini tüm çıplaklığıyla gösterdi. Taşeron ve sömürü o kadar arttı ve yaygınlaştı ki, bu konu AKP tabanında dahi tartışılır hale geldi.

Madenler özelinde taşeron sistemi yanında rödövans sistemi de işletiliyor. Özal döneminde Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) başlattığı bu sistem, AKP dönemindeki maden yasası değişiklikleriyle yasal zemine kavuştu.

“Cinayet şirketi”

0

Başbakan’ın Soma katliamının ardından kürsüye çıkıp bu işin “fıtratından” söz ederken verdiği 1860, 1914… gibi çok eski örnekler, ilk akla getirdiği “çağdışılığa” rağmen aslında son derece “çağdaş” bir soruna işaret ediyor. Emeğe karşı uluslararası bir saldırı olarak “küreselleşmenin” dünya ölçeğindeki başarısı oranında, neoliberal, serbest piyasacı ekonomik model, hak ve kazanımlar açısından işçi sınıfının yüz küsur yıl öncesine dönüşü anlamına geliyor. İşçilerin, 19. yüzyıl başlarından itibaren uğrunda mücadele ettikleri hemen her şey, sermaye tarafından yasal veya yasadışı yollardan, bazen zora da başvurarak geri alındı, budandı, kullanılamaz hale getirildi. Emeğin örgütlü gücü ve direnişi kırıldığı oranda yıkım arttı. Sınıfın direnebildiği yerlerde, yaygın işsizliği, göçmen işçileri ve yurtdışı üretim imkânlarını da tehdit olarak kullanıp bu güç ve örgütlülüğü zayıflatacak veya by-pass edecek esnek çalışma biçimleri, emek piyasasının düzensizleştirilmesi vb. yöntemler devreye sokuldu. Bu örgütlülüğün kırılabildiği veya zaten zayıf olduğu, hatta bazen hiç olmadığı yerlerde emek adeta “paryalaştırıldı!”

Soma katliamı ve sınıf sendikacılığı

0

Soma Madenleri’nde; taşeronlaştırma ve özelleştirme ile birlikte düşük maliyet ve yüksek kâr politikaları 300’den fazla insanın canını aldı! Üstelik bu maden sendikalaşmanın en yoğun olduğu işyerlerinden biriydi!

Devlete ait madenlerin özel sektöre kiralanmasıyla birlikte, üretim miktarında sınırlılık kaldırıldı ve devlet, üretilen tüm kömürü satın almaya başladı. Örneğin Soma’da ton başına üretim maliyeti ~140 dolardan, ~23 dolara düştü. Bunun yanı sıra üretimi artırmak için teknolojik yenilikler yapılmadı, üretim artışı yalnızca işçilerin üzerinden sağlandı. Peki; Türk İş’e bağlı Türkiye Maden İş Sendikası sendikasının örgütlü olduğu bir madende sendika üzerine düşeni yaptı mı?