Hikayemiz kadın işçilerin daha iyi koşullarda çalışmak, 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret mücadeleleriyle başlar. 8 Mart, kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için verdikleri mücadeleyi yaşamlarıyla ödedikleri bir tarihtir. Bugün hala erkek-egemen kapitalist sistemin emeğimizi görünmezleştirmesine, kimliğimizi değersizleştirmesine karşı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bizzat kadınlar olarak sokakları meydanları doldurmamız hayati önemde.
Papa’nın hesabı Tanrı’ya havale (mi?)…
XVI. Benediktus’un (Joseph Alois Ratzinger) beklenmedik bir biçimde Papalık görevinden ayrılması, Katolik kilisesinin çocuklara yönelik cinsel tacizlerle, mali skandallarla ve yolsuzluklarla yüklü karanlık yüzünün tekrardan, ama bu kez çok daha güçlü bir biçimde gündeme gelmesine neden oldu. Roma’dan yapılan resmi açıklamaya göre Ratzinger ilerleyen yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle görevini bıraktı. Batı basınında çıkan haberler ve yorumlar ise başka bir gerçeğe işaret ediyor: Papa Benediktus, Kilise’nin kamuoyunda müthiş şekilde kirlenmiş olan görüntüsünü düzeltebilme, aklayabilme enerjisine sahip değil artık; ipler elinden tamamen kaçmış durumda. Ardında tam bir kaos bırakacak şekilde de olsa, emekliye ayrılıp dağ başındaki bir manastıra kapanmaktan başka bir çıkar yol görememiş kendisi için.
İstanbul’un ayak izleri
Ulaştırma Bakanlığı’nın Marmaray Projesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Metro Projesi kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü başkanlığında yürütülen arkeolojik kazılar 2004 yılında başladı. Üsküdar, Sirkeci ve Yenikapı Kazılarında gün ışığına çıkarılan buluntular İstanbul’un tarihi açısından olduğu kadar, dünya kültür tarihi açısından da önemli sonuçlar vermekte.
Marmaray kazıları: Güvencesizliğin resmi geçidi
Kah çıkan bilimsel bulgular, kah düşen yıldırımlar ya da toplu işten çıkarmalarla basında sık sık duyduğumuz Marmaray kazıları, son olarak projenin durdurulduğu haberi ile yeniden gündeme geldi. Haberin basında çıktığı gün, yeni atanan Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yüce gönlünce, kazılara devam edilmesini isteyerek Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı araması ve ödenek sözü alması, gözlerimizi yaşarttı doğrusu. Türkiye’nin en büyük ulaşım projesi olan Marmaray Projesi, Hükümet’in en büyük seçim kampanyalarından. 29 Ekim 2013 tarihinde açılışı planlanan projeye engel olarak görülen kent arkeolojisi ise, ezilip geçilme tehlikesi altında.
Şükrü Belaid’in katilleri araştırılsın ve cezalandırılsın!
6 Şubat günü Halk Cephesi’nin başlıca örgütlerinden, Marksizm esinli Panarabist bir parti olan Birleşik Demokratik Yurtsever Hareket’in lideri Şükrü Belaid uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirdi. İki gün sonra gerçekleşen genel grev ve kitlesel protestolar, cinayete verilen en iyi yanıttı.
Diktatörlük rejimiyle diyaloga ilişkin Suriye devrimci solunun tutumu
Suriye muhalefetinin eylemlerine ilişkin olarak, bu yılın başında iki önemli olaya şahit olduk. İlki, Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’nin (DDUKK) Cenevre’deki buluşmasıydı ki, sonucunda toplantının muradının diktatörlük rejimiyle diyalog için bazı koşullar üzerinde ortak bir tutuma ulaşmak olduğu anlaşıldı. İkinci olay ise, Ulusal Koalisyon’un lideri Şeyh Moaz Hatip’in rejimle koşullu diyalog çağrısında bulunmasıydı
Aklı başında olan hiç kimse büyük fedakarlıklarda bulunan halkımızın çektiği acıları azaltacak veya dindirecek hiçbir şeyi elinin tersiyle bir kenara itmez. Ancak bu, bunu gerçekleştirme iddiasıyla ortaya çıkan her girişimi kabul etmek ve desteklemek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bize göre söz konusu girişimlerin şu kriterleri sağlaması gerekiyor: [Bu girişimler] kitlelerin dikta rejimini devirebilmeleri için savaşlarını, mücadelelerini yeniden inşa etmelerine imkan sağlamalı, rejimin hayatta kalmasına neden olacak veya ömrünü uzatacak ihtimallere olanak vermemeli ve özellikle emekçi kitlelerin yararına, onların en genel ve doğrudan ihtiyaçlarına hizmet eden, tabandan gelecek radikal değişimlere alan açmalıdır.
Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi ve Şeyh Moaz Hatip’in girişimleri, değişimin “tepeden” gerçekleşmesi noktasında örtüşüyorlar. Şeyh Hatip’in girişiminin farkı ise, nihai amacı ne olursa olsun, on yıllardır rejime hizmet eden geleneksel burjuvazinin özellikle de Şam burjuvazisinin, bugün halk devriminin tehdidi altında olan sınıf çıkarlarının korunmasını sağlayacak bir çözüm bulunması isteklerini net bir şekilde yansıtıyor olması. Burjuvazi, diktatörlük rejiminin tepeden kısmî değişimini destekler duruma geldi ama bu rejimin yalnızca bazı politik nitelikleri için geçerli, sosyal olanlar için değil. İşte bu, tam da rejimin müttefiklerinin ve Suriye halkının dostları olduğunu iddia eden devletlerin çağrısını yaptığı şeydir. Bu iki kesim de halk devriminin zaferinin karşısında yer alıyorlar.
Bu çerçevede, bizler halk devriminin tabanından gelen sosyal ve politik talepleri karşılamayan bu tür girişimleri reddettiğimizi ilan ediyor ve bunların zafere giden yolda halk hareketini güçlendirmeye katkısının olmayacağını düşünüyoruz.
Tüm iktidar ve zenginlik halka!
Suriye Devrimci Sol Akımı
10 Şubat 2013, Şam
Kürt sorununda “çözüm süreci”: Muhatapsızlaştırmadan Pasifleştirmeye
Kürt sorununda siyasi çözüm için Diyalog Süreci adı altında İmralı görüşmeleri yeniden başladı. Oslo görüşmelerinin kamuoyuna yansıması ve Silvan olayından sonra yeniden çözüm tartışmalarının gündeme gelmiş olması sevindirici olsa da her konuda olduğu gibi Kürt sorununda da belirleyici olacak olanın çözümün niteliği olduğunu yeniden belirtmek zorundayız.
Yeni anayasa neyi hedefliyor?
Siyasal iktidar “Yeni Anayasanın” yazımına kapalı kapılar ardında devam ederken, yeni anayasanın yazılma sürecine dair öğrenebildiğimiz yegâne şey, mecliste oluşturulan uzlaşma komisyonunun tıkandığı ve de AKP üst düzey yöneticilerinin yeni anayasayla beraber başkanlık veya yarı başkanlık sistemlerini getirmek istediğine dair güçlü sinyaller verdiğinden ibaret.
Patriot’lara neden karşıyız?
Türkiye’ye ait jetin düşürülmesi ve Suriye’ye dönük bir askeri müdahale yetkisi veren savaş tezkeresinin Meclis’ten geçmesinin ardından, Türkiye’nin Suriye’ye sınırı olan illere Patriot füzeleri de yerleştirildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, füzelerin ısrarla İran ile hiçbir ilişkisi olmadığını belirtirken, amaç olarak Suriye’deki “karışıklığa karşı ülkeyi savunmak” gerekçesini belirtiyor. Hükümet her ne kadar Suriye’ye yönelik müdahaleci tavrını artırmaya çalışsa da, attığı her hamlenin bu politikadaki açmazını gizleme çabası olduğu ortada.
Ofis çalışanlarının kulağına bir çağrı fısıldanıyor: Kaç Bize Gel!
“Güneşe ve temiz havaya hasretsen, fazla mesai yapmak istemiyorsan, çalışırken çocuğun için endişelenmek istemiyorsan, rekabetten yorulmuşsan, patronun azarlamalarından ve baskılarından yılmışsan, canın sıkılıyorsa ve kendini yalnız hissediyorsan, hayatını değiştirmek için bir kitap okumayı bekleme… KAÇ BİZE GEL!” diyen ve ofis çalışanları içerisinde grevli toplu iş sözleşmesi hakkı için mücadele eden KaçBizeGel’in temsilcileri ile KaçBizeGel hakkında görüştük.
İC: KaçBizeGel’in en genel anlamı ile ofis çalışanları içerisinde grevli toplu iş sözleşmesi hakkı için mücadele ettiğini web sitenizden de anlıyoruz. Peki sizleri bu çalışmaya iten şey ne oldu?
Harçlar gitti, öğrenim ücreti ve katkı payı geldi
AKP harçları kaldırdığıyla gururlanadursun, YÖK Yasa Tasarısı öğrenim ücreti ve katkı payı adı altında harçları geri getiriyor.
Söz konusu kârsa gerisi teferruat!
Bazen fabrikada, atölyede bazen tarlada, inşaatta, madende bazen de bir elektrik direğinin üstünde: İş cinayetleri her yerde! İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre 2012 yılında en az 867, 2013’ün ocak ayında ise en az 68 işçi hayatını kaybetti. Raporda “en az” diyorlar çünkü, sigortasız işçilerin ölümünün kayıt altına alınması kolay olmadığı gibi pek çok sigortalı işçinin hayatını kaybetmesi durumunda da kayıtlara ulaşabilmek zor. On yıllık AKP iktidarı boyunca Türkiye’de kayıtlarına ulaşılabilen 10 bin 723 işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Peki bir savaş istatistiği gibi olan iş cinayetlerinin altında yatan gerçek sebepler nelerdir?
Kürt sorununda İmralı süreci
İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşmelere tekrar başlandı. Çatışmaların sona ermesi ve kalıcı bir barışın sağlanması Öcalan ile yapılan görüşmenin seyrine göre yol alacak. Seçim konuşmalarında Öcalan ile yapılan görüşmeleri ısrarla inkâr eden Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında aynen şöyle diyordu: “Buradan bir kez daha açıklıyorum ne AK Parti, ne AK Parti iktidarı hiç bir illegal örgütle, hiçbir terör örgütüyle görüşmez, masaya oturmaz, müzakere yapmaz. Bunu böyle biliniz. Bize ‘Terör örgütü ile görüşüyor.’ diyenler namussuzdur, şerefsizdir.”
Samatya’daki ırkçı saldırıların sorumlusu devlettir!
Samatya’da Kasım ayından beri yalnız yaşayan Ermeni kadınlar ırkçı saldırıların hedefi haline gelmiş durumda. Bu saldırılar ilk başta adi suç vakaları, “münferit” olaylar olarak lanse edilse de, saldırıların sistematikleşmesi, gerçekleştirilme biçimlerinin birbirine çok benzemesi ve işlenen cinayetlerin salt öldürme ya da gasp kastıyla açıklanamayacak bir şiddet içermesi olayların “münferit” olmadığını aksine Ermeni halkına yönelik “nefret saldırıları” olduğunu kanıtlamıştır.
Tekstil – Patrona kanma, hakkından olma!
Merhaba İşçi Cephesi okurları!
47. sayıda, “maaşa zam yok, indirim var” demiş ve eklemiş, “patron sigortaları geçici olarak iptal etmek istiyor” demiştim. Nihayet patron bizleri topladı ve başladı konuşmaya: “Biz bir aileyiz, aynı gemideyiz. Ben batarsam siz de işinizden olursunuz.
Büro – Bir iş görüşmesi…
Merhabalar sevgili okurlar,
Ben de bu ay sizlerle bir iş görüşmemi paylaşmak istedim. “Türkiye’nin en iyi üniversiteleri” listesindeki bir üniversiteden mezun oldum. Çoğunuzun gözünde bu diploma bir “altın bileziktir” herhalde.
Şişecam direnişi sona erdi
Topkapı Şişecam fabrikasının Eskişehir’e taşınma kararıyla 420 işçi işten çıkarılmıştı ve bununla beraber Kristal-İş sendikasına bağlı Şişecam işçileri, 28 Aralık tarihinde fabrikayı işgal etmiş ve direnişi başlatmışlardı. Bu işçiler işten atıldıklarını evlerine gönderilen postadan öğrenmiş, yeni yıla işsiz girmişler ve direnişlerini tüm zorluklara rağmen kararlılıkla sürdürmüş, aileleri ile birlikte direniş çadırını terk etmemişlerdi.
REDHACK, YÖK ve kirli çamaşırlar
REDHACK, 8 Ocak 2013 tarihinde Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) sitesini 2. kez hack’lemiş ve ele geçirdiği üniversitelere ilişkin yolsuzluk belgelerini yayınlamıştı. Eylemin haklı gerekçesi ODTÜ direnişiydi. Meşru zeminini ise, belgelerin içeriği oluşturdu. Öyle ki, bu belgelerde Giresun Üniversitesi’nde bir cihaz için kurulumu yapılmadan 664 bin 34 TL ödendiği, Kalkınma Bakanlığı’nın 83 kalem makine teçhizat alımı için tahsis ettiği 2 milyon 832 bin TL’lik ödenekle sadece 9 kalem makine alındığı; Gazi Üniversitesi’nde Atatürk Orman Çiftliği ile ilgili yolsuzluk; Uludağ Üniversitesi’nin, öğrencilerin ödediği harçların 535 bin TL’lik kısmının vakfa usulsüz aktarımı; Sakarya Üniversitesi’nde 1.6 milyon TL’lik promosyon parasının ortadan kaybolması; Gazi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde yapılan usulsüzlükler; Kastamonu Üniversitesinde sahte akademisyen ve nihayet anlaşmalı olduğu bankalar tarafından rektörlere verilen lüks otomobiller ve daha niceleri var…
Kürtaj yasasıyla pekişen fiili yasak
Kadının kürtaj hakkını elinden alan, kendi bedeni ve yaşamı üzerindeki söz hakkını hiçe sayan Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı Bakanlar Kurulu’nda imzaya sunuldu. Hükümetin yürüttüğü nüfus politikalarının parçası olan bu tasarı, kadını doğurganlığı üzerinden eve hapsederek aile içindeki eşitsiz konumunu perçinliyor ve bu yolla kadını ucuz, güvencesiz işgücü olarak işgücü piyasasında bir baskı unsuru olarak kullanmayı hedefliyor. Tasarı getirdiği kısıtlamalarla kadınları doğurmak zorunda bırakıyor. Kadınlar doğuracak ki nüfus artacak, nüfus artışıyla gelen işsizlik oranındaki artış ise esnek, güvencesiz ve ucuz işgücünü artıracak, böylece patronlar daha da zenginleşecek. Neoliberal politikaların daimi uygulayıcısı olan hükümet, kadının kendi bedeni ve yaşamı üzerindeki hakkını hiçe sayarak doğurganlığını kontrol altına almak ve çıkarları doğrultusunda kullanmak için elinden geleni yapıyor. Üreme Sağlığı Yasa Tasarısı da bunun bir ayağı.
Adını “Enerji Hanım” koydum: tasarrufun yolu!
Emine Erdoğan, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin enerji tasarrufunu artırmak için yeni bir proje başlatıp, adını da Enerji Hanım koymuşlar. Bu proje Emine ‘Hanım’ın, ‘hayatında hiç elektrik düğmesine basmayan insanlar var, bu eşitsizlikle en önemli mücadele yolu tasarruftur‘ (!) şiarıyla atıldığı bir proje.
Hrant Dink: Altı Yılın Ardından…
Hrant Dink: Altı Yılın Ardından…
Bilirsiniz, “Adalet mülkün temelidir.” derler, mahkeme salonlarında devletin atadığı hâkimlerin, savcıların arkasını kollayan mahkeme duvarında bu yazılıdır büyük harflerle. Herkes basitçe anlasın diye açıklayalım; adalet, devletin garantisidir.
Yorulmaz bir duvarcı ustası: Nahuel Moreno
Dördüncü Enternasyonal’in (DE) İkinci Dünya Savaşı sonrası başlıca liderlerinden, Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’yu (24 Nisan 1924 – 25 Ocak 1987) 26 yıl önce kaybettik.
Nahuel Moreno, 40 yıla yayılan mücadele hayatının ürünü olarak, dünya çapında sayısız devrimci partinin inşasına katkıda bulundu ve aynı zamanda sınıf mücadeleci bir temelde yüzlerce kadronun oluşturulmasında başı çekti. Geride birçok devrimci işçi partisi, uluslararası bir politik eğilim ve zengin bir külliyat bıraktı. Öte yandan, devrimci programın sınıf mücadelesinin çetrefilli sorunları karşısında sürekli güncellenerek sınanmasına yönelik çizginin ısrarlı bir savunucusu olarak, sayısız işçi mücadelesinin bizzat önderliğini üstlenmesi, onu dönemi içinde özgün bir konumda ele almayı gerektirmekte. Moreno, en elverişsiz koşullarda Leninist metodolojiyi sahiplenmekle kalmadı ama aynı zamanda bu metodolojiyi sınıf mücadelesinin değişken ihtiyaçları bağlamında güncelleyip zenginleştirme gayretinin de önde gelen temsilcisi oldu. Büyük ustamız Nahuel Moreno’yu 26 yıl sonra dinmeyen bir özlemle anıyoruz.
Fransız emperyalizmi Mali’den defol!
Fransa’nın Hollande yönetimindeki “sosyalist hükümeti”, “terörist gruplara” karşı “insan haklarının savunusu” adına, Ocak ayının ilk günlerinden itibaren Mali’ye askeri birlikler göndermeye başladı. “İnsani yardım” söylemlerinin saklamaya çalıştığı şey ise, Mali’de ve bölgede Fransız şirketlerinin çıkarlarını korumak adına yeni bir emperyalist müdahalenin gerçekleşmekte olduğudur.
Kürtaj yasal ama yasak!
Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu, bugüne kadar yürütülen kürtaj kampanyaları ve eylemleri hakkında bilgi vermek amacıyla 15 Ocak Salı günü TMMOB’da bir basın toplantısı düzenledi. Kırktan fazla bileşene sahip platform, sekiz aydır çeşitli illerde eylemler, etkinlikler ve kürtaj kampanyaları gerçekleştiriyor. Platformdan Selin Dağıstanlı, Ayşe Düzkan, Dr. Filiz Ayla ve Mor Çatı avukatı Deniz Bayram, kürtaj olmak isteyen kadınların karşılaştıkları engelleri ve kürtaj hakkı konusunda kadınların taleplerini anlattı.
Cesur avukatlar demokrasi kıskacında
18 Ocak 2013 günü, sizler, bizler rahat yataklarımızda uyurken, bu memleketteki pek çok hukuksuzluğun gün yüzüne çıkmasını sağlamış yiğit avukat dostlarımız, oralarda Antalya’da, İzmir’de, İstanbul’da, burada Ankara’da; evlerinde yaka paça göz altına alındılar.
Venezuela’daki mevcut politik belirsizlik üzerine tutumumuz
Chavez’in sağlık durumunun giderek kötüleşmesiyle, Venezuela’da oluşan politik belirsizliğe dair İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)’in Venezuela seksiyonu Özgürlük ve Sosyalizm Partisi’nin (PSL) 16 Ocak 2013 tarihli deklarasyonu
Paris’te 3 Kürt kadın devrimcinin öldürülmesi karşısında
9 Ocak Çarşamba günü üç Kürt devrimci; Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez, tam da Türk hükümetinin Kenya’da yakalandığı 1999’dan bu yana tutuklu bulunan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlamakta olduğu bir aşamada katledildiler. Öldürülen üç kadın devrimciden Sakine Cansız, 1978 yılında kurulan PKK’nin kurucularından biri ve Almanya’daki örgütlenme sorumlularındandı. 28 yaşındaki Fidan Doğan, hem Paris’teki Kürdistan Ulusal Kongresinin (KNK) hem de Avrupa Kürt örgütleri platformunun Brüksel şubesinin temsilcilik görevini üstlenmişti. Leyla Şaylemez ise, Paris’te yaşayan henüz 25 yaşında bir devrimciydi. Cinayet, Paris’te La Fayette caddesinde yer alan Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda gerçekleştirildi ve üç kadın da planlı bir infazın kurbanı oldular.
Fransız emperyalizmi Mali’den dışarı!
Enternasyonalist Sosyalist Grup (GSI-Fransa)’un Fransa’nın Mali’ye dönük müdahalesinin ardından yayınladığı 15 Ocak 2013 tarihli bildirisi
Fransız emperyalizmi ordu güçlerini 11 Ocak’tan itibaren Mali’ye yönlendirdi. Artık çok açık ki dekolonizasyon söylemi etkisini yitirmekte. Sömürgeci rejimin eski sömürgeleri üzerinde kurduğu egemenlik daha açık bir şekilde kendini gösteremezdi. Fransa, Mali’nin işgali için Çad’dan Fildişi Sahili’ne ve Kongo’ya kadar kıtada bulunan tüm askeri birliklerine dayanmaktadır.
Fransız emperyalizminin sivil halkın korunması gibi bir niyetinin olmadığı açık. Fransız emperyalizminin yegane amacı, Fransız burjuvazisin Afrika Kıtası’ndaki çıkarlarını korumaktır. 600 asker AREVA’nın (%78’i Fransa Devleti’nin elinde bulunan uluslararası enerji şirketi) ayrıcalıklarından faydalandığı uranyum yataklarını korumak için seferber edildi. Mali’nin zengin yeraltı kaynakları henüz sömürülmemiş durumda. Fransız emperyalizminin Mali işgalinin sebebi işte bu!
“Terörist grupların” ilerlemesinin yarattığı tehdit, Fransız hükümeti tarafından öne sürülen işgal sebebi. Ancak bugüne kadarki Fransız hükümetleri Mali’nin bu duruma gelmesinde büyük pay sahibi olan eski Mali Devlet Başkanı Amadou Toumani Touré’yi sonuna kadar desteklemiştir. Unutmayalım ki, Toumani’nin iktidarı Mali’nin kuzeyindeki Tuareg hareketi tarafından tehdit altındaydı ve adaletsiz koşullardan rahatsız Malili emekçilerin seferberlikleriyle sarsılmaktaydı. O da Fildişi Sahili’ndeki Laurent Gbabgo gibi iktidarını korumak için emperyalistlerin koruması altına girmenin yolunu aradı. Ancak iktidarı, Fransa tarafından desteklenen 2012 yılının Mart ayındaki darbeye kurban gitti.
Fransız kapitalistleri şimdilerde işçilerden kamunun aşırı borçlanması gerekçesiyle kazanımlarını terk etmelerini istemekte. Ancak her nasılsa Mali halkının üzerine yağan bombaların milyonlarca euroluk maliyeti bulunabilmiştir.
Enternasyonalist Sosyalist Grup, Fransa’nın tüm askeri müdahalelerine karşı çıkmakta ve Fransa’nın dünyanın çeşitli bölgelerindeki tüm askeri güçlerini geri çekmesini talep etmektedir.
Enternasyonalist Sosyalist Grup kamu borçlarının olduğu gibi özel borçların da iptalini talep ediyor: Fransa’daki işçiler Malili kardeşlerinin üzerine yağan bombaların masrafını üstlenmemelidir.
Fransız birlikleri Mali’den ve Afrika’dan dışarı!
Savaşa değil işçilere, işsizlere ve kamu hizmetlerine bütçe!
Paris, 15 Ocak 2013
Metal – Askeri düzen ve disiplin!
Merhaba arkadaşlar,
Ben 14 aydır bir otomotiv firmasının AR-GE departmanında mekatronik teknikeri olarak çalışmaktayım. Çalışmakta olduğum firma askeri düzen ve disiplinle yürütülüyor diyebilirim. Benimle aynı koşullarda çalışan toplam 14 tekniker bulunmaktaydı.
Kıbrıs’ta genel grev
Lefkoşa Türk Belediyesi ekonomik krizi gerekçe göstererek Ağustos ayından bu yana belediye çalışanlarının maaşlarını ödemiyordu. Bunun üzerine Belediye Emekçileri Sendikası (BES) 15 Ekim’de süresiz grev başlattı. Geçen süre boyunca bir çözüm alamayan belediye işçileri 27 Aralık’ta da protestolarını sokağa taşıyarak İçişleri Bakanlığı önünde toplandı ve oradan Başbakanlık ve Meclis binası önüne kadar yürüyüşe geçtiler. Eylemin ardından ise BES Yönetim Kurulu toplantısı polis tarafından basıldı ve BES Genel Başkanı Savaş Bozat’ın da aralarında bulunduğu 23 kişi gözaltına alındı.Bunun üzerine eylemlerine devam eden işçiler, Ulusal Birlik Partisi’nin merkez binasına zorla girmeye çalıştılar. Sendikacılara ve işçilere yapılan bu saldırıların ardından 28 Aralıkta Sendikal Platform üyesi sendikalar, BES sendikası ile dayanışma amacıyla genel grev düzenlediler.
“Balkan Savaşları” çıktı!
Meraklılarının yıllardır beklediği, eski basımlarına ulaşabilmek için sahafları didik didik ettiği kitap, “Balkan Savaşları” yeni basımıyla kitapçılarda yerini aldı.
Her yer ODTÜ her yer direniş: Galatasaray Üniversitesi ayakta!
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan’ın Göktürk-2 casus uydusunun fırlatılışını seyretmek üzere ODTÜ’ye gerçekleştirdiği ve adeta baskın niteliği taşıyan ziyaretin ardından yaşanan olayların seyri hükümeti zor durumda bırakmış olacak ki, İstanbul’da Galatasaray Üniversitesi rektörünün de içinde bulunduğu altı üniversite ortak bir bildiri yayınlayarak ODTÜ’lü öğrencileri kınama ihtiyacı hissetti. Bunun üzerine birçok üniversitede öğrenciler ve akademisyenler karşı bildiriler yayınlayarak ve basın açıklamaları yaparak, tüm üniversite bileşenleri adına bir bildiri imzalayan rektörleri teşhir etti.
Güvenceli iş ve insanca yaşam ücreti!
İktidara geldiği 2002 yılından bu yana AKP hükümetinin emekçi düşmanı uygulamalarının ana eksenlerinden birini işgücü maliyetlerini düşürmek oluşturdu. Bu hedefe yönelik olarak, iki yöntem sistematik olarak uygulandı ve uygulanmaya devam ediyor: düşük ücretler ve sosyal hakların gaspı. Böylece işçinin hem devlet hem de işveren tarafından bir yük olarak görülen maliyeti gittikçe azaldı; yoksulluk ve güvencesizlik ise sürekli arttı.
“Ağlama anne, güzel yerdeyim!”
Roboski katliamının ardından tam bir yıl geçti. Bu süre boyunca, bırakalım sorumluların tespit edilmesini, iktidardan katledilen 34 can için gerçek bir özür açıklaması bile gelmedi! Bugün, kimsenin vicdanına sığdıramadığı böyle bir olayın üstünden geçen zamana rağmen, elimizde sadece koca bir sessizlik var.
34. yılında Maraş Katliamı
Geçtiğimiz aralık ayı Maraş katliamının 34. yıl dönümüydü. O kara günde kaybedilenler anılıp, faillerin yargılanması istenecekti her yıl dönümünde olduğu gibi. Ama şehrin yolları tutulmuş, mitinge gelenler karakola götürülmüş, miting yasaklanmıştı. Geçmişten günümüze birçok katliama maruz kalmış Alevi halkının ne iktidar ne de muhalefet partilerince sahiplenilmediğini bir kez daha görmüş olduk.
Suriye Devrimci Solu’nun açık mektubuna yanıt
Suriye devriminin safında yer alan ve Esad diktatörlüğüne karşı mücadele eden devrimci Marksist Suriye Devrimci Solu grubu, 23 Eylül 2012 tarihinde, Şam’dan, tüm ilerici ve demokratik güçleri, Suriye halkının mücadelesini desteklemeye çağıran bir açık mektup yayınlamıştı (https://www.gazetenisan.net/uluslararasi/ortadogu/1746-suriye-halk-devriminin-desteklenmesi-icin-suriye-devrimci-solunun-acik-mektubu). 2-3-4 Kasım günlerinde gerçekleşen Uluslararası İstanbul Buluşması’nda, Suriye Devrimci Solu’nun çağrısına, Suriye devrimini destekleyen ve Suriye Devrimci Solu’nun mücadelesini selamlayan bir yanıt kaleme alındı. Aşağıda bu cevabı yayımlıyoruz.
Mısır’da referandumun ardından: Devrim sürüyor, politik kriz derinleşiyor
Mısır’da Müslüman Kardeşler (MK) iktidarına karşı gerçekleşen kitlesel seferberliklerin ardından yapılan anayasa referandumunda, katılımcıların yüzde 63.8’i “evet” oyu kullandı. MK’nin ve Selefilerin çoğunlukta olduğu kurucu meclis tarafından hazırlanan anayasanın kabülü, ilk bakışta MK’nin iktidarını pekiştiriyor görünse de, gerçekte MK iktidarının giderek daha fazla yıprandığına tanık olmaktayız.
ODTÜ’nün yanında, Başbakan’ın ve Göktürk’ün karşısında!
18 Aralık günü, Başbakanın katılımıyla ODTÜ’de gerçekleşen Göktürk 2 uydusunun fırlatma töreninde, ODTÜ’lü öğrencilere polisin biber gazı ve tazyikli su sıkmasıyla başlayan olaylar, bugün yalnızca ODTÜ içinde değil bir çok üniversitede öfkeyi ateşlemiş durumda.
Başbakan’ın sevdiği diziler!
Geçtiğimiz ay Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kütahya Zafer Havalimanı açılış töreninde tüm medyanın önünde bir açıklama yaptı. Muhteşem Yüzyıl adlı dizide sergilenen padişah karakterinin, haremdeki kadınların ve diğer karakterlerin gerçek tarihle alakası yoktur; “Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi.” diyerek bir diziyi daha kara listesine ekledi.
BEDAŞ’ta zafer taşeron işçilerin!
Burjuvazinin, kapitalizmin yapısal krizlerini aşabilmek için uyguladığı yöntemlerden biri emek piyasasını ve onun kurallarını yeniden yapılandırmaktır. Son 35 yıldır da tüm dünyada uygulanan neoliberal politikalar sonucu özelleştirmeler, taşeronlaşma, güvencesiz ve esnek çalışma artık yeni çalışma düzenini oluşturmakta. Türkiye’de de durum dünyadan farklı değil… Bu yazıda tam da bu durumdan kaynaklanan bir mücadeleden ve zaferden bahsedeceğiz; BEDAŞ direnişinden.
Mesafe’nin 9. sayısı: “Enternasyonalin inşası yolunda Uluslararası İstanbul Buluşması”
Uluslararası sınıf mücadelesinin ve dünya ekonomik krizinin giderek şiddetlendiği, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da mücadelelerin keskinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir dünya panoramasında yaşanan seferberliklere programatik/politik yanıtlar geliştirebilmek, süreçlerin devrimci Marksist program ve sürekli devrim kuramı ışığında “doğru” bir analizini gerektiriyor.
Türk tipi adalet sistemi Viyana kapılarında!
Küresel krizin odak noktası Avrupa’da burjuvazi bulduğu her şeyden kesintiye gidiyor. Öyle ki Avrupa burjuvazisi için maaşlar ve sosyal haklar dışında kısılması gereken bir musluk daha var: Demokrasi!
Asistanların güvencesizliğe karşı mücadelesi sürüyor
Türkiye’deki top yekün neoliberal dönüşümün kendini en şiddetli hissettirdiği yerlerden olan üniversitelerde, bu dönüşüme karşı mücadeleler 2012 yılında da irili ufaklı sürdü. ODTÜ’de başlayan ve onlara destek mahiyetindeki kitlesel eylemler, kesinlikle üniversitelerdeki bu dönüşümden azade değildi.
Neden özelleştirmelere hayır diyoruz!
Özelleştirmeler, burjuva hükümetlerin işçi sınıfına ve emekçi yoksul kitlelere yönelik en önemli ve kapsamlı saldırılarının başında gelmektedir. Özelleştirme saldırısı neoliberal karşıdevrim programının temel taşlarından biridir. Uluslararası burjuvazi dünya ekonomik krizine paralel olarak azalan kârlarını yükseltmek amacıyla özellikle 1970’lerin ortalarından başlayarak bu politikayı dünyanın birçok ülkesinde uygulamaya sokmuş ve 1980’li yıllarda 50’den fazla ülkede burjuva hükümetlerin temel politik programı haline gelmiştir. Günümüzde de onlarca ülkede işçi sınıfı ve emekçiler özelleştirme saldırısıyla karşı karşıyadır.
Tekstil- Maaşa zam yokmuş!
Merhaba İşçi Cephesi okurları,
Her işçinin maaş zammını heyecanla beklediği gibi biz de heyecanlıydık. 11. ay zam zamanıydı fakat yine hepinizin yaşadığı gibi oldu. Zam zamanı gelince patronda bir afra bir tafra, sinirlenmeler, bahaneler, en ufak şeylere ses yükseltme yani rutin patron tavrı peydahlandı. Biz de bu duruma alışkın olduğumuzdan pek umursamıyoruz doğrusu. Maaşlar bir süredir geç ödeniyor. İçeride bir dedikodu başladı. Patron toplantı yapacak diye akşamı bekledik, ses yok! Bir sonraki gün oldu, aramızda patronun niçin toplantı yapmak istediğine dair tahminlerde bulunuyoruz.
Kürtaj yasasının sakladıkları
6 aydır kadınların kitlesel katılımı ile gerçekleşen protestolar sayesinde taslağı askıya alan hükümet, bırakın kadın örgütlerini yasa yapma sürecine katmayı, taslağın ayrıntılarını ve akıbetini bile kamuoyu ile şeffaf bir şekilde paylaşmamıştı. 2012 Haziran ayından bu yana, kadın düşmanı politikanın bir parçası ve Kürt halkına dönük katliam politikalarının da ahlaki bir düzlemde meşrulaştırılması olarak başlayan (Başbakan’ın “her kürtaj bir Uludere’dir” ifadesi) kürtaj yasa taslağı hakkında, nihayet hükümet düzeyinde bir açıklama geldi.
Bir demokrasi masalı: Kuvvetler ayrılığı
Başbakan’ın Konya Ekonomi Ödülleri törenindeki konuşması gündeme oturmuş durumda. Başbakan “… şu anda bizim, bu fakirin 6 yıldır üzerinde ısrarla durduğu şehir hastaneleri projesi vardır. Biz, bu şehir hastaneleri projemizi ne yazık ki bürokratik oligarşi ve yargı sebebiyle hâlâ hayata geçiremedik… İşte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor.” diyor. Sözün özü, millet aşığı ‘fakir’ Başbakan yargıdan ve idarenin bürokratik engellerinden sıkılmış “Kuvvetler ayrılığı olmasa, ben bu ülkeyi ne güzel idare ederim!” diyor. Oysa, kuvvetler ayrılığının çok kesin olduğu başkanlık sistemine geçilmenin tartışıldığı şu günlerde Başbakan’ın kuvvetler ayrılığından şikayet etmesi başbakanın gerçek niyetini sorgulatıyor.






























