2008’de onaylanan, bütçede 4,4 milyarlık tasarruf öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası hükümetin iddiasına göre herkese genel sağlık sigortası kapsamında “eşit şartlarda ücretsiz sağlık hizmeti” sunuyordu. Gerçekte olanın bu iddiadan uzak olduğunu yasanın ilk gündeme geldiği tarihten itibaren dile getirdik. Prim ödemeye dayalı bu yasa ile vatandaşlar her ay ödenecek bir sağlık vergisinden sorumlu tutuluyordu. Bu düzenleme asıl olarak sağlık sektörünün piyasaya açılmasına, hastanelerin kâr-zarar odaklı çalışan işletmeler haline gelmesine, hastanın müşteri olarak tanımlanmasına, bu alanda yapılan tüm alış-verişler sayesinde sektörün giderek genişlemesine hizmet ediyordu.
Sendikalarda yetki sorunu üzerine
Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in yaptığı açıklama, sendikalarda yetki sorununu tekrardan gündeme getirdi. Çelik, bakanlık kayıtlarında %59.8 olarak geçen sendikalı işçi sayısının SGK kayıtları baz alınarak hesaplandığında %8.9 olduğunu açıkladı. Rakamlar arasındaki uçurum kayıt dışı işsizliğin boyutlarına dair bir fikir verirken, OECD verilerine göre Türkiye’de sendikalaşma oranı her geçen yıl biraz daha azalıyor ve 2009 yılında açıklanan son verilere göre %5.9 seviyesinde. Krizin derinleşmesi ve kayıt dışı işsizliğin artmasıyla beraber bu rakamların daha da düştüğünü söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Suriye Devrimci Solu: “Bu bir sürekli devrimdir ve biz kazanacağız!”
Lucha Internacionalista’nın (Enternasyonalist Mücadele, İspanya) Suriye Devrimci Sol Akımı’nın liderlerinden Ghayath Naïssé ile Paris’te yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz.
Lucha Internacionalista (Lİ): Suriye Devrimi’nde güncel durum nedir?
Ghayath Naïssé (GN): Devrim, eylemlilikler devam ediyor ve halk direnişi geniş bir coğrafyaya yayıldı. Diktatör, Hava Kuvvetleri de dahil olmak üzere tüm askeri gücünü kullandı. Ama ayaklanan halk, oligarşik rejimin düşmesini istiyor. Çatışmalarda ve özellikle özörgütlenme ve özyönetim birimlerinde iyi bir örgütlenme görüyoruz.
AKP’nin teğet geçen krizi
AKP, kaşıkla verdiğini kepçeyle geri alan bir hükümet. Kanıt mı?
Kamu emekçilerinin 2012 yılı zam oranı yüzde 8,16 (4+4). Elektriğe 2012 yılında yapılan -1 Nisan ve 1 Ekim tarihli toplam- zam oranı yüzde 21,88 (konutlarda kullanılan).
Ekim devrimi: İnsanlığın şafağı
Devrimler nasıl yapılır? Bu sorunun bir cevabı yoktur. Hiçbir devrim reçete ile yapılmaz ve birbirini tekrar etmez. Bunun en güzel örneği Ekim Devrimi’dir. Nedir Ekim Devrimi? Bir grup caninin kendi çıkarları için yaptıkları darbe mi? Yoksa tüm ezilenlerin insanca yaşam hedefinde şahlanışı mı? İkisi de olabilir, hangi sınıfsal perspektiften baktığınıza bağlı.
Hizmet sektörü – Büro çalışanları güvencesizlik mağduru
Merhabalar;
Ben yerli bir firmada açlık sınırının biraz üzerinde maaş alan bir büro çalışanıyım.
Normal bir ayda brüt maaşımdan yapılan kesinti tam olarak 367,08 TL. Yani her türlü ödememdeayrıca verdiğim vergiler dışında her ay bütçeye 367,08 TL’lik bir katkım oluyor.
Emperyalizmin ve AKP hükümetinin savaş politikalarının karşısında, Suriye devriminin yanındayız!
Suriye’den Türkiye’ye açılan top ateşi sonucunda, 3 Ekim’de 5 kişi hayatını kaybetti. AKP hükümeti, bu olayı Suriye’ye dönük müdahaleci politikalarını güçlendirmek için kullandı ve bir misilleme olarak
Balyoz Davasının ardından: Bir devlet geleneği yenilenerek yaşıyor!
Malumunuz Balyoz davası “Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs” hükmü ile 250’si tutuklu 365 general ile amiral ve üst rütbeli subayların 16 ila 20 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması ile sonuçlandı.
Zamlara da AKP’ye de mecbur değiliz!
AKP Hükümeti’nin dikişleri patlıyor! Geçtiğimiz günlerde bunu bir kez daha doğrulayan iki istatistik açıklandı. Ya da hükümet kendi ağzıyla bazı gerçekleri bizzat itiraf etti, diyelim.
Sağlık Reformu Balonu Patladı!
2008’de onaylanan, bütçede 4,4 milyarlık tasarruf öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası hükümetin iddiasına göre herkese genel sağlık sigortası kapsamında “eşit şartlarda ücretsiz sağlık hizmeti” sunuyordu. Gerçekte olanın bu iddiadan uzak olduğunu yasanın ilk gündeme geldiği tarihten itibaren dile getirdik. Prim ödemeye dayalı bu yasa ile vatandaşlar her ay ödenecek bir sağlık vergisinden sorumlu tutuluyordu. Bu düzenleme asıl olarak sağlık sektörünün piyasaya açılmasına, hastanelerin kâr-zarar odaklı çalışan işletmeler haline gelmesine, hastanın müşteri olarak tanımlanmasına, bu alanda yapılan tüm alış-verişler sayesinde sektörün giderek genişlemesine hizmet ediyordu.
Turkcell Global’deki hak ihlallerine karşı
Çağrı Merkezi Çalışanları içerisinde örgütlenerek yoğun sömürünün mevcut olduğu bu sektörde çalışanların özlük haklarını savunan Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği (ÇMÇ-Der) bir hak gaspını daha gün yüzüne çıkardı.
Tekstil sektörü – Türkiye’de işler tıkırında, her şey çok güzel!
Merhaba sevgili İşçi Cephesi okurları. Daha önceki sayılarda sizlerle çalıştığım işyerinden haberler paylaşmıştım. Maalesef bu sömürü düzeni devam ettikçe sorunlarımız katlanarak sürüyor.
Seçmeli değil Anadilde Eğitim!
Yeni öğretim yılı geçtiğimiz günlerde birçok sorunla birlikte başladı. Yeni dönemde eğitimde köklüdeğişikler yapıldı. Bu değişiklikler arasında seçmeli dersler de mevcut. Seçmeli derslerden biri de Kürtçe!
Sebahat Tuncel’e 8 yıl 9 ay hapis cezası!
BDP milletvekili Sebahat Tuncel PKK üyesi olduğu gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve yurtdışına çıkış yasağı kondu. Tuncel, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde 9 aydır tutuklu bulunurken İstanbul 3. Bölge’den bağımsız milletvekili seçilince, 25 Temmuz 2007 tarihinde cezaevinden tahliye edilmişti. Sebahat Tuncel’in, BDP’den milletvekili seçildikten sonra yargılanmasına Anayasa’nın ‘Yasama Dokunulmazlığı’na ilişkin 83.maddesindeki “..ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla..” ibaresi sayesinde devam edildi. Dava bitimine az bir süre kala ortaya çıkan gizli bir tanığın ifadelerine dayanarak, somut hukuki bir delil olmaksızın cezaya çarptırılması, sürecin burjuva hukukunu dahi hiçe sayan gidişatına tekrar dikkatleri çekti.
Harçlar kaldırıldı, sırada kamusal yüksek öğretim sistemi var
28 Ağustos 2012’de başbakanın imzaladığı kararnameyle katkı kredisinin yani harçların kaldırıldığını Bület Arınç, “müjde” başlığıyla medyaya duyurdu. Bunu üzerine “Müjde! Parasız eğitim geldi!” tarzı başlıklar gecikmeden atıldı.
Uzaktan Kumandan
Uyanmıştım. Hiçbir şey göremiyordum. Bir süreliğine kör olduğumu düşündüm. Ellerim gözlerime gitti. Anlaşılan karanlık bir odadaydım. İleride nokta halinde parlayan kırmızı bir ışık gördüm. Yavaşça o ışık süzmesine doğru ilerlemeye başladım. Birden ayağıma bir şey çarptı. Çarpan şeyin ne olduğunu anlayabilmek için yere doğru eğildim. El yordamıyla bunun bir televizyon kumandası olduğunu anladım. Kumandanın tuşlarına önceden gördüğüm kırmızı ışığa doğru tutarak basmaya başladım. Televizyon açıldı. Haberler vardı. İzliyordum:
İTÜ’de asistanlardan geçici güvencesiz çalışmaya hayır eylemi
İstanbul Teknik Üniversitesi araştırma görvlileri ve diğer üniversite asistanları, yüksek öğretim görevlilerinin işsiz kalmasına neden olan 50/d yasasına ve piyasa koşullarında güvencesiz çalışmalara karşı eylem gerçekleştirdi.
İTÜ Maslak Kampüsü Yemekhanesi önünden, “Ferman YÖK’ün, üniversiteler bizimdir”, “50/D’ye dur de” sloganları ile asistanların, onlara destek olan öğretim üyesi ve üniversite emekçilerinin Rektörlük binasına yaptıkları yürüyüşün ardından basın açıklaması yapıldı.
Hükümet ve yargı tecavüz suçunu meşru sayıyor!
Kürtaj Haktır Karar Kadınların Platformu’ndan kadınlar bugün (8 Eylül) saat 13.00’te Taksim Meydanı’nda toplanarak tecavüz suçlarında savcılar, hakimler ve hekimlerin kadının beyanını esas almalarını, kadına istemediği bir gebelik süreci yaşatmayacak bir prosedür ile hızlı, güvenilir kürtaj hakkı sağlanmasını istedi.
Bilgi Üniversitesi’nden atılan işçilerin direnişi sürüyor!
Yıllık öğrenim ücreti ortalama 25.000 TL olan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 24 Ağustos’ta başlayan işten çıkarmaların ardından 24 işçi direnişe geçti. DİSK’e bağlı Sosyal-İş’e üye işçilerin önderliğinde, işe iade talebi ile 4 Eylül’de başlayan süresiz oturma eylemi devam ediyor.
Yunanistan’da OKDE yaz kampı
Daha öncesinde gazetemizde Yunanistan’daki 6 Mayıs seçim değerlendirmelerini (bak: https://www.gazetenisan.net/uluslararasi/avrupa/1649-yunanistan-6-mayis-secimleri-ilk-sonuclar) yayımladığımız OKDE’nin parti yaz kampı geçtiğimiz Ağustos ayında gerçekleşti.
AKP’nin dikişleri patlarken
AKP’nin tek sorunu hörgücünün eğriliği (radikal İslami kökeni) olsa anlamak kolay olabilirdi. Nihayetinde geçmişin geleceği esir almasına izin vermemek gerekir. Olumlu olumsuzu kovar! Yeni eskiyi unutturur! İyi şeyler kötü şeylerin kefareti olur! Hele toplumsal barış ve eşitlik istiyorsak bu sadece gerekli değil zorunludur. Kendi adımıza hiçbir zaman “AKP’nin gizli ajandası var”saplantımız olmadı. Lakin lafla peynir ekmek gemisinin yürümediğini de göz ardı etmedik. Gardolap demokrasisinin kör gözün parmağına bir göz boyama olduğunu ilk andan itibaren söyledik. Bir farkla! Hakiden yeşile geçişin neoliberal sömürünün derinleştirilmesinde bir toplumsal meşruiyet manivelası olarak kullanıldığının altını ısrarla çizdik. Kısacası AKP’nin “dinciliğini” değil burjuva sınıf karakterini teşhir ettik. Bu yüzden gelinen noktada her şeyi AKP’nin hörgücünün eğriliğiyle açıklamaya çalışanlara söylenecek tek bir söz var: “AKP’nin neresi doğru (idi) ki?”
Bedaş direnişi sürüyor, mücadele büyüyor!
Enerji-Sen’de sendikalaşan ve iki ay boyunca maaşlarını alamadıkları için ‘iş edimini yerine getirmeme’ haklarını kullanan 114 taşeron BEDAŞ işçisi, işveren tarafından hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmıştı. BEDAŞ yönetiminin sendikalaşmaya ve işçilerin haklarını aramasına karşı aldığı bu net tavra işçilerin cevabı 100 günü aşan süredir devam eden direniş olmuştur.
Apartheid’in* iki yüzü: siyah ve beyaz
1994’te Apartheid’ın devrilmesiyle iktidara gelen ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ve Apartheid rejimine karşı yürütülen mücadelede “demokrasi kahramanı” haline gelen Mandela’nın “gökkuşağı toplumunu yaratma” vaadi liberal çevrelerce Türkiye’ye de model olarak sunulmuş, 11 resmi dilin bulunduğu Güney Afrika Cumhuriyeti (GAC), kimi zaman oryantalist zihinlerle de harmanlanarak gıptayla izlenir olmuştu. Afrika’nın iç savaşlar, kıtlık ve salgınlarla belirlenen sosyal ve politik atmosferinde GAC’ın görece istikrarlı görünümünün ardında yatan çelişkiler, son olarak Marikana’da gerçekleşen ve en az 45 işçinin ölümüyle sonuçlanan katliamla dünyanın gündemine oturdu.
Solun Suriye ile imtihanı
2011’in Mart ayında başlayan Suriye’deki halk ayaklanması, bir buçuk yılı geride bıraktı. Barışçıl ve kitlesel protesto gösterileri biçiminde başlayan ayaklanmayı, rejimin katliamlarla bastırmaya çalışması ve barışçıl muhalefete hiçbir şekilde hayat hakkı tanımaması sonucunda isyan bir silahlı ayaklanmaya dönüştü ve mücadele bir iç savaş biçimini aldı. Devrim sürecinin giderek uzaması ve silahlı bir ayaklanmaya dönüşmesi ise, sosyalist harekette Suriye’deki sürece başından beri temkinli yaklaşan kesimlerin veya daha baştan Esad-yanlısı tutum alan kesimlerin yaşadığı bilinç bulanıklığını ve savrulmayı daha da artıran etkenler oldular.
DHL’de sendikalaşma mücadelesi ve direniş devam ediyor
Alman sermayeli uluslararası taşımacılık sendikası Dalsey Hillblom Lynn (DHL)’in -adını kurucu patronlarının isimlerinden almıştır- Türkiye kolunda sendikalaştıkları için işten atılan işçilerin direnişi iki buçuk ayını doldurdu.
Haklarımıza “ileri demokrasi” darbesi!
Geçtiğimiz ay, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) “11 yılın en düşük işsizliği”ni yaşadığımızı müjdeledi. Mayıs 2012 dönemi işsizlik rakamlarını açıklayan TUİK, Türkiye genelinde işsiz sayısının geçen yılın aynı dönemine göre 278 bin kişi azalıp istihdamın arttığını duyurdu.
2020 Türkiye Olimpiyatları: “fatura halka”
Olimpiyatlar evrensel barışın, sporla buluştuğu bir şölen, gösteri olmalı. Ama bunun böyle olmadığını Londra olimpiyatlarında gördük. İnsanların zorla yaşadığı yerlerden tahliye edildiği, sermayenin kâr adına her yeri dönüştürdüğü, olimpiyatlar yüzünden turistler için yalıtılmış alanların oluşturulduğu ve sözde güvenlik zaaflarını bahane ederek halka karşı baskı araçlarının, barışı ve üstün spor anlayışını savunan olimpiyatlar tarafından İngiltere, Londra’ya geldiğini, getirildiğini görüyoruz.
1 Eylül ve gerçek barış güçleri kimlerdir?
2012 yılının ilk yarısında dünya genelinde savaş sonucu yaşamını yitirmiş kişi sayısı 30 bin dolaylarında. Bunlar yalnızca resmi rakamlar ve kayıtlara alınmamış ölü, yaralı ve kayıp sayıları ise meçhul.
Kadınlara çağrı, rahim hikayelerimizi anlatıyoruz!
Kürtaj Haktır, Karar Kadınların Platformu kadınları son birkaç ayda yaşanan kürtaj yasağı, fişleme, sezaryen deneyimleri üzerinden devletin kadın düşmanlığını ifşa etmeye çağırıyor.
Şili’de öğrencilerin mücadelesi sürüyor
Eğitimin sermayenin ihtiyaçları doğrultusundaki dönüşümü, eğitimdeki birçok kesintiyi ve harç zamlarını beraberinde getirmişti. Şili Santiago Üniversitesi’nde başlayan protestolar bugün tüm ülkeye yayılmış durumda. Hükümet, öğrencilerin taleplerine kulaklarını tıkamış ve bildiğini okumakla meşgul, tek yaptığı bakan değiştirmek. Şu ana kadar üç eğitim bakanı değişti. Şili öğrenci hareketinin 2011 yılının son günlerinde yapılan FECH (Şili Üniversite Öğrencileri Konfederasyonu) başkanlık seçimleriyle yeni bir boyut kazandığını söylemek abartı olmaz. Şili Komünist Partisi üyesi olan Camila Vallejo’nun başkanlığa yeniden seçilememesi, Şilili öğrencilerin uzlaşmacı çizgiden daha radikal bir çizgiye doğru yönelmek ve neoliberal baskıya karşı sonuna kadar direnmek istemelerinin bir ifadesiydi şüphesiz.
4+4+4’le gerçekte hedeflenenler
AKP hükümetinin hazırlayıp dayattığı 4+4+4 eğitim sistemi bu sene ilk defa uygulanacak. Yeni sistemle beraber öğrencileri ve öğretmenleri yeni sorunlar bekliyor. 4+4+4 ile okula başlama yaşı 66 aya düşürüldü ve şu anda yapılan kayıtlarla bazı okullarda en az 80 kişilik sınıflar oluşmuş durumda. Üstelik Türkiye’de halihazırda 300 bini aşkın işsiz öğretmen varken sınıf öğretmenliğinin 4 seneye düşmesiyle Milli Eğitim Bakanlığı 29 bin 103 sınıf öğretmenin ihtiyaç fazlası olduğunu açıkladı. Görünen o ki, yetersiz okul sayısı, 5.5 yaşındaki çocukların yaşayacağı pedagojik problemler, işsiz kalan öğretmenler hükümetin umrunda değil. Bakan Ömer Dinçer’in ağzından, yeter ki “dünyayla rekabet edebilelim, eğitim sistemimiz demokratikleşsin, esnekleşsin”…
Hizmet sektörü – Kara listede adın yazılı!
Ben bir özel istihdam bürosunda çalışıyorum. Her gün tanık olduğum şey, aslında okurken belki çoğumuz için satırlardan ibaret olan oyunların gerçekliği. Duysam, komplo teorisi olduğunu düşüneceğim, hatta belki de inanmayacağım olayları görüyorum. Müşteri olan firmalara eleman ‘satmak’ için telefonda insanlara söylenen yalanlar, bir bakıyorsunuz ki performansınızın bir parçası oluvermiş. Yalan söylerken en başarılı olanın, yanakları kızarmayanın performansı iyi oluyor. Her gün, daha güvencesiz, daha esnek çalıştırmak için yaratıcılığını zorlayan sistemin bir parçası… Öyle ki işten atılanların işe iade davasıyla hak aramalarına engel olmak için verilen sözde hizmet, insana değer vermek sayılıyor.
Tekstil sektörü – Bedavaya mesai!
Ben tekstil atölyesinde çalışan bir işçiyim. Çalıştığım yer küçük bir atölye. Bayramdan önce iki hafta mesai yaptık, 21-23 saat kadar sürdüğü oldu bu mesailerin. Fakat aslında biz mesai yapmıyor, telafi çalışması yapıyormuşuz. Patron başka bir firmadan -yani her zaman çalıştığımız firmadan değil- iş almış. Adedi yüksek ama fasonu düşük. İşsiz kalmamak için almış. Tabii biz bunu hafta sonu öğrendik.
Hizmet sektörü – Patrondaki açgözlülük
Merhaba. Ben hizmet sektöründe çalışan bir işçiyim. İşçiler olarak benzer sömürü koşulları altında çalışıyoruz. Ben de bir işçi olarak kendi işyerimde yaşadığım sorunlardan bahsetmek istiyorum.
Sezaryen: Kadının bedeni, başbakanın kararı
“Bunların milleti dünya sahnesinden silmek için sinsice bir plan olduğunu biliyoruz.”
Başbakanın sezaryen ve kürtaja ilişkin bu cümlesi tarihe geçer mi bilemiyoruz, ama yasada bir şekilde yerini almış durumda. Kimler, nasıl, ne amaçla “milleti” silmek için sinsice planlar kuruyor tam anlamıyoruz ama birtakım sinsi planlar bozguna uğratılıyormuşçasına Temmuz ayında sezaryanla doğum yapmayı zorlaştıran yasa değişikliği hızla mecliste onaylandı.
Yeni dönemde gençliği neler bekliyor?
Hükümet, yaz başlangıcından itibaren saldırılarını yoğunlaştırmış durumda. Bütün sektörler gibi eğitim de bundan nasibini almış bulunuyor. Öncelikle bu saldırıları birbirlerinden ayırmamak gerekiyor. İşçilerin elindeki tek yasal mücadele aracı olan grevi yasaklamak ve “Ekonomide etkisi olan sektörlerde, kimse kusura bakmayacak, grev yasağı olacak” diyen Başbakan yardımcısı Ali Babacan’ın tavrı ile yeni Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde boykotun, işgalin ve protestonun yasal bir suç sayılmasının, mücadeleleri tasfiye etme çabası yönünde bir paralellik izlediği bariz. Hükümet her adımını önceden planlıyor. Neoliberal uygulamalarını şiddetlendirdikçe, bu uygulamaların doğuracağı mücadeleler silsilesinin de bir an önce önüne geçmeye uğraşıyor. Patronlar için fabrikalarda ve eğitim kurumlarında sermayeye yer açarken, haklarımızı talep etmeyi illegalleştiriyor.
Sınıf mücadelesi karşısında ilan edilmemiş ittifak: Esad-Merkel-Chavez Cephesi
Bugünlerde bu üç adı bir araya getiren ortak özellik, her birinin uluslararası sınıflar mücadelesinde bölgesel etkilere yol açan kitle mücadelelerini bastırabilmek ve/veya saptırabilmek için yoğun bir çaba içinde olmaları. Henüz ABD’nin denetiminde sürmekte olan emperyalist dünya düzeninin emekçi halkların mücadelesiyle sarsılmasını önleyebilmek için, sanki bu üç lider bir kader birliğine girmiş gibiler. Ama kitlelerin mücadelesini bastırmak derken sadece Beşar Esad’ın kendi halkı üzerinde uyguladığı katliamlardan söz etmiyoruz; ne de Merkel önderliğindeki Avrupa burjuvazisinin sendikalar ve işçi hareketine yönelik giriştiği karşıdevrimci “reformlardan” ya da Chávez’in paralı katillerinin sistematik olarak devrimci sendikacıları kurşunlamalarından. Emekçi yığınlar bu tip saldırılar karşısında kendilerini bir şekilde savunmanın yolunu bulabilirler; ama daha da tehlikeli olanı, burjuvazinin ve diktatörlük rejimlerinin bu saldırganlıklarını ideolojik-politik söylemlerle meşrulaştırıyor olmaları. Bu noktada sınıf mücadelesinin politik bilinç berraklığına ihtiyacı var. Önümüzdeki mücadeleler dönemi bunu gerektiriyor.
Polis cinayetleri ve biber gazının sağlığa faydaları
Geçtiğimiz günlerde sıradan bir trafik kazası sırasında polis silahını ateşledi ve bir genç hayatını kaybetti. Bu olay İzmir’de yaşandı. Sebep ne olursa olsun silahsız üç genç ve silahına davranan polis manzarası, “İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?” dedirtiyor insana. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda yapılan değişikliklerle bu infazlar daha da arttı. Pervasızca cinayetler işleniyor, savunmasız insanlar polis kurşunuyla hayatını kaybediyor. Polisin kullandığı orantısız güç, AKP iktidarı tarafından 10 yıldır adeta teşvik edilir duruma geldi.
Bölünme korkusu mu, devrim umudu mu?
Birinci Körfez Savaşı’na ön gelen süreçte, 21 Ağustos 1990 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan bir haberde, savaşın kaçınılmazlığını gören Ankara’daki Türk diplomatik çevrelerinin “Saddam gitsin, Baas kalsın” şeklinde bir politik çizgiyi benimsedikleri belirtiliyor. Bunun gerekçesi yine habere göre “Bölgedeki Kürt unsurunun kaygı yaratıyor” olması.
BEDAŞ direnişi 96. gününde
İki ay boyunca maaşlarını alamadıkları için Enerji-Sen’de sendikalaşan ve ‘iş edimini yerine getirmeme’ hakkını kullanan 120 taşeron BEDAŞ işçisi, işveren tarafından hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmıştı. BEDAŞ yönetiminin sendikalaşmaya ve işçilerin haklarını aramasına karşı aldığı bu net tavra işçilerin cevabı tam 96 gün önce direnişe geçerek cevap vermek olmuştu.
WIVP’den “Marikana Katliamı’nı” protesto mitingine çağrı
Güney Afrikalı Troçkist örgüt İşçilerin Uluslararası Öncü Partisi’nin (WIVP) 16 Ağustos 2012′ de Marikana’da gerçekleşen katliamla ilgili olarak yayınladığı bildiriyi okurlarımızla paylaşıyoruz ”
Madencilerin katledilmesini protesto için bugün (17 Ağustos) saat 15.00’da parlamento önünde gerçekleştirilecek gösteriye yapılan çağrıyı destekliyoruz.
DHL direnişinde 62. gün
Sendikalaşma faaliyetleri nedeniyle işten çıkarılan DHL lojistik firması işçileri, Gebze ve Kıraç depoları önünde direnişlerine devam ediyor. 15 Haziran’dan bu yana direnen 18 işçi; işveren, TÜMTİS’i kabul edinceye ve atılan işçileri geri alıncaya kadar direneceklerini dile getiriyorlar.
Venezuela’da işçi sınıfının adayı Orlando Chirino için uluslararası destek çağrısı
7 Ekim’de Venezuela’da başkanlık seçimleri gerçekleşecek. Bu seçimde iki güçlü aday bulunuyor: PSUV’un (Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi) adayı Başkan Hugo Chavez ve geleneksel sağ güçleri temsil eden MUD’un (Demokratik Birlik Masası) adayı Henrique Capriles.
Çapa Tıp Fakültesi’nde iş cinayeti!
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde dün (31.07.2012) bir iş cinayeti gerçekleşti. Serkan Korucu adlı, 1976 Sinop doğumlu işçi dün 15.00’te Çapa, Mono Blok 6. Kata klima takmak için gelmişti. Ancak hastanenin iş güvenliği şartlarının sağlanmamış olması nedeniyle Serkan Korucu klimayı takarken 6. kattan düşerek hayatını kaybetti. Olay sonrası yapılan “incelemeler” sonucu ise, ölüm kayıtlara “şüpheli ölüm” olarak girdi.
Çapa’da müdahaleye rağmen direniş sürüyor!
Çapa’da taşeron işçileri ücret kesintilerine karşı kadro talebiyle 5,5 aydır direnişlerini sürdürmekte. Şu ana kadar hastane yönetimi işçileri yıldırmaya dönük birçok yolu denemişti. Bu seferki hedef ise direniş çadırı oldu. Direnişin 163. gününün sabahı saat 05.00 sıralarında başhekim yardımcısı ve dekan yardımcısının kontrolü eşliğinde, çevik kuvvetin direniş çadırının etrafını çevrelemesinin ardından hastane özel güvenliği ve sivil polisler direniş çadırını söküp içindeki tüm eşyaları da toplayarak götürdüler.
HEY Tekstil direnişi 172 gündür devam ediyor
HEY Tekstil işçileri, 172 gündür direnişlerini başta fabrika önünde olmak üzere seslerini duyurabildikleri her yerde sürdürmekteler. 400’den fazla işçi 9 Şubat günü haksız bir biçimde atılmalarınının yanında, 3 aylık maaşları ve kıdem tazminatları da gasp edilmişti. HEY Tekstil işçileri en son 29 Temmuz günü Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda eylem yaparak, direnişlerine ihtiyaç duydukları desteği tekrar dile getirdiler.
BEDAŞ işçileri direnmeye devam ediyor
Taşeron işçiliğin yasak olduğu enerji sektöründe 70 gündür direnen taşeron BEDAŞ işçileri, mücadelelerine devam ediyor. Enerji-Sen’de örgütlenen işçiler, maaşlarının eksik ve geç ödenmesine karşın yasal haklarını kullanarak iş bırakma eylemi gerçekleştirmişler ve yasadışı bir şekilde taşeron işveren tarafından işten çıkartılmışlardı. Bunun üzerine Enerji-Sen yönetimi ve BEDAŞ işçileri direnişe geçme kararı aldılar ve 70 günü aşkın bir süredir mücadelelerini sürdürüyorlar.
DHL’de sendikal haklar için direniş başladı
TÜMTİS (Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası)’in DHL’de başlattığı sendikalaşma mücadelesine karşı, işveren 15 Haziran’dan bu yana ilk olarak Esenyurt-Kıraç lojistik deposundaki 4 işçi olmak üzere, bu zamana kadar 18 işçiyi işten attı ve içeride mücadeleyi sürdüren işçilere karşı baskıyı her gün daha da artırmakta. Sürdürülen mücadele, geçmişteki UPS deneyiminin ışığında, DHL’de örgütlü mücadeleyi sağlamak, taşeronlaşmayı engellemek, atılan işçilerin geri alınması ve grevli toplu iş sözleşmesi talepleri üzerinden sürdürülüyor.
Mısır’da istikrar arayışı: Ne pahasına?
Mısır’da Haziran ayında gerçekleşen başkanlık seçimlerini Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi kazanmıştı. Seçimlerin ardından Mursi’nin, parlamentonun toplanması adına adımlar atması, Mursi ile Yüksek Askeri Konsey (YAK) ve Anayasa Mahkemesi arasında çekişmenin başlamasının da öncülü oldu. Bilindiği gibi, kitle seferberlikleri sonucu eski başkan Hüsnü Mübarek’in devrilmesi sonucu YAK yönetimi ele geçirmişti. İlk etapta YAK halkın görece desteğini kazanmıştı ancak kitleler taleplerinin gerçekleşmediğini görüp “İkinci devrim!” sloganıyla tekrardan Tahrir meydanını doldurduğunda bu destek de sorgulanmaya başlamıştı.






























