“Kanı kanla yuğmayalım, suyla yuğalım.”*
Geleneklerimizde “kan parası” tabiri bu deyimle savunulur. Nedir kan parası peki? Ölümüne sebep olunan kişinin “değer”ini, eğer karşılayabilecek gücünüz varsa tabii, ailesine para olarak ödemektir.
“Kanı kanla yuğmayalım, suyla yuğalım.”*
Geleneklerimizde “kan parası” tabiri bu deyimle savunulur. Nedir kan parası peki? Ölümüne sebep olunan kişinin “değer”ini, eğer karşılayabilecek gücünüz varsa tabii, ailesine para olarak ödemektir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce ekim ayı içerisinde 15 günde 183 travesti ve transseksüele “trafiği engellemek”, “hayâsızca hareketlerde bulunmak”, “kimlik bildirmemek”, “kadın kılığında gezme” gibi suçlamalarla 69’şar lira para cezası kesildi. Evet, aslında suçları sadece evlerinden çıkmaktı.
Sel felaketinin ardından İSKİ, dere yataklarında bulunan yerleşim yerlerini, özellikle de gecekondu bölgelerini yıkmaya başlayacağını açıkladı. 12 Ekim’de yıkımlara başlayan İSKİ’nin ilk adresi Sancaktepe oldu. Yıkımlar Sultanbeyli’de devam ederken, sıra Samandıra, Beykoz ve Ayamama Deresi çevresinde.
1999 yılında 15 Avrupa ülkesi bir araya gelerek Bologna’da Avrupa Yükseköğretim Alanı’nı kurdular. ‘Bologna süreci’ olarak adlandırılan bu girişime Türkiye 2001 yılında dâhil oldu. Bu süreç ‘kalite artırımı’, ‘kaynak yetersizliği’, ‘devlet-sivil toplum işbirliği’ gibi bahanelerle üniversite eğitiminin cicili bicili bir pakette piyasanın egemenliğine sunulmasının programını Avrupa çapında örgütlüyor.
İstanbul Üniversitesi’nde yeni yılın başlamasıyla birlikte 54 öğrenciye iki haftadan iki yıla kadar uzaklaştırma cezaları verildi.
YÖK Eylül ayında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde yaptığı toplantıda, fen-edebiyat fakültelerine lisans eğitimi sırasında formasyon eğitiminin tanınmasını kararlaştırdı. Formasyon, bu fakültelerde okuyan öğrencilerin öğretmen olabilmesi için almaları gereken eğitim sürecidir.
“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında / Bir teneffüs daha yaşasaydı / Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür / Devlet dersinde öldürülmüştür / Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: / Maveraünnehir nereye dökülür? / En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: / Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine’dir”*
Ortadoğu ve Kafkaslarda emperyalizmin barış güvercini rolünü üstlenen ve “demokratik açılım” sürecinden geçen Türkiye’nin dış siyaset projesi oldukça mesafe kat etti.
Esenyurt Belediye İşçileri;
Ağustos ayının ortasında, belediye-iş sendikasına üye oldukları için işten çıkartılan 14 Esenyurt belediyesi işçisinin direnişi sürüyor.
Bir yandan Kürt açılımı deniyor, diğer yandan ise Kürtlere yapılan saldırılar her geçen gün artıyor. İktidar bir yandan açılım masalları anlatırken öte yandan çocukları cezaevine atmaya devam ediyor…
De te fabula narratur! Anlatılan senin hikâyendir! Marx’ın birinci cildini 1867’de yayımladığı Kapital bu cümlelerle başlıyordu.
SSK Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin taşeron sağlık işçileri, işten çıkarıldıklarını öğrendikleri 2 Ekim’den bu yana işe geri alım ve işten çıkarılmaların durdurulması talebiyle hastane önündeki direnişlerini sürdürüyorlar. Ancak işçilerin mücadelesi bunun da öncesine uzanıyor.
Yazının başlığına bakınca, “bu zamanda kardeş kardeşe güvenmez, ben yanımda çalışan yabancıya nasıl güvenirim?” diyebilirsiniz. Ama gerçekten de biz işçiler birbirimize güvenmek zorundayız. Hele ki krizden dolayı işsizliğin yükseldiği bu günlerde birlikte mücadele etmeliyiz, yoksa kaybeden hep bizler oluruz.
Geçmişe dair herkesin hafızasına yerleşmiş görüntüler vardır. Benim aklımda kalan olaylardan biridir küçük kasabamızdaki 1 Mayıs gösterisi. 12 Eylül 1980’den kısa bir zaman önceydi. Mahalle arkadaşlarımızla o gün bilyelerimizi bırakmış, kasabanın meydanındaki camiinin avlusundaki çeşmenin tepesine çıkmıştık. Her yerin sarı kırmızı olduğu müthiş bir bayram günüydü. O birliktelik ve coşku kuşkusuz 12 Eylül askeri darbesi ile silindi gitti; ama benim hafızamda hep çok güzel bir gün olarak kaldı…
18 Ekim pazar günü sağlık ve sosyal güvence hakkımızı elimizden alan SSGSS yasasının kabul edilişinin 1. yılında, işçiler ve emekçiler Sağlıkta Dönüşüm Programı’na tepkilerini göstermek için bir araya geldi.
28 Eylül’de Lice’nin Şenlik Köyü’nde tüfek patlamasıyla can verdiği iddia edilen 14 yaşındaki Ceylan Önkol’un ölümünün arkasındaki gerçeklerin açığa çıkarılması için 15 Ekim günü, “Ceylan Önkol İnisiyatifi” önderliğinde 3 bini aşkın kişi Taksim’de eylem yaptı.
Merhaba Arkadaşlar, Uzun bir süre işsiz kaldıktan sonra iş bulabilen şanslı birkaç insandan biriyim.
Merhaba arkadaşlar, Küresel mali kriz etkilerini yoksulluk ve işsizlik olarak gösteriyor. Yani bedeli işçi sınıfının sırtına yükleniyor. Bu ortamda, patronlar da biz işçileri sömürmek için eline geçen bütün fırsatları değerlendirmeye çalışıyor.
Merhaba; Çalıştığım fabrikada kısa bir süre önce bir arkadaşımız daha iş kazası geçirdi. Makinede meydana gelen bir arızayı gidermek için uğraşan arkadaşımız, hidrolik sistemle çalışan bir kısmın devreye girmesiyle makineye işaret parmağını kaptırdı.
Ulus kavramı, feodal siyasi yapıların yıkılması ve kapitalist sistemin hâkim olmaya başlamasıyla ortaya çıkan ve dünya kapitalist sisteminin organizasyonunda önemli bir yere sahip olan ulus-devlet yaklaşımıyla anlam kazanan bir kavram.
İşverenin işçi hak ve özgürlüklerinin kullanılmasını önlemek amacıyla ve kötü niyetle iş sözleşmesini sona erdirdiği durumlarda, işçiye ödemekle yükümlü olduğu tazminata kötü niyet tazminatı denir.
Türkiye’de cinsel tacize uğramak yaygın olarak kadın olmanın bir sonucu ve dolayısıyla tahammül edilmesi gereken bir eylem olarak görülür. Erkekler de eylemlerini cinsel taciz olarak görmemek eğilimindedirler. Biz de bu ay, cinsel tacizin kanun çerçevesinde ne olduğuna ve özellikle de işyerlerinde bu tür fiillere karşı haklarımıza dair bir inceleme yapmanın faydalı olacağını düşündük.
Türkiye’deki mücadeleler için yol gösterici bir örnek olduğu düşüncesiyle İşçi Cephesi olarak Arjantin Zanon Seramik Fabrikası’ndan bir yoldaşımızı ağırladık.
9 Ekim günü, direnişlerinin 32. gününde havalimanının dış hatlar terminali önünde buluşan İSG (İstanbul Sabiha Gökçen) işçileri, aynı zamanda Sin-Ter metal ve Esenyurt direnişlerinden destek için gelen işçilerin katılımıyla bir eylem düzenledi.
“Kapitalizmin baskısı sınır tanımıyor; ancak mücadele de sınır tanımaz” diyor Rosa. O, İşçi kontrolündeki Arjantin Zanon seramik fabrikasında 2001’den bu yana mücadele veriyor ve geçtiğimiz ay İşçi Cephesi olarak düzenlediğimiz Zanon Deneyimi etkinliğimizde başından sonuna aktardığı süreç tam da bu sözünü kanıtlıyor.
Türkiye’de on yıllar boyunca ekilen şovenizm tohumları her fırsatta kendini gösteriyor. Son olarak Bursa ile Diyarbakır arasında oynanan Turkcell Süper Lig futbol karşılaması sırasında olanlar oldu.
Şunu hiçbir zaman unutmayalım! İş üreten, işinin ehli olan kişi fazla laf kalabalığı yapmaz. İşinin ehli kişi; sorunu belirler, ihtiyacı tespit eder ve gerekli müdahaleyi yapıp, sorunu çözer… Tabir caiz ise ehil kişi polemiğe girmez! İşinin ehlinin ağzından şikâyet, suçlama ya da eksikliklerin değil çözümün sesi duyulur…
Türkiye’de iş kazaları ve cinayetleri yalnızca Tuzla tersanelerinden ibaretmiş gibi gösteriliyor, ancak durum hiç de öyle değil. Onun dışındaki pek çok sektörde sık sık iş kazası ve cinayeti yaşanıyor. Bu sektörlerin başında inşaatçılık ve metal var. İş kazaları ise işçilerin üzerinde pek çok farklı etkiye yol açabiliyor.
“Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar.” şiarıyla bundan dört yıl önce yola çıkan Karaburun Bilim Kongresi, bu yıl 3-6 Eylül tarihleri arasında “80’den sonra…” başlığı ile gerçekleşti.
300 milyonluk bir nüfusa sahip olan Amerika’da 50 milyon kişinin herhangi bir sağlık sigortası yok. 25 milyon kişinin ise, sağlık sigortası yetersiz. Geriye kalanlar sigorta şirketlerinin insafına terk edilmiş durumda.
Kurtarıcımız değilsiniz, kurtardığımız da olmayacaksınız!
Belki hiçbirimiz iktisatçı değiliz, siyaset bilimci değiliz, sosyolog değiliz… Ama “kriz nedir” sorusuna hepimizin ortak bir cevabı vardır; kolayca, “yoksullaşmadır, işsizliktir,” deyiveririz. Çünkü yaşadıklarımız öğretir, deneyimleri ortaklaştırır. İşçi sınıfının belleğini diri tutar.
Geçen ayki sayımızda “Açılım Sürerken” başlıklı yazımızda, açılım tartışıladururken, süre giden baskılardan bahsetmiştik. Son bir ay içerisinde ise batı cephesinde yeni bir şey yok ve baskılar hâlâ sürüyor!
Orta Vadeli Program bir ekonomik yıkım projesi! Birleşmek ve mücadele etmekten başka yol yok!
Yaşamakta olduğumuz büyük ekonomik krizin Türkiye’yi “teğet geçmekte” olduğu söylemi yerini artık hükümetin “ya kısmet” kaderciliğine terk etmiş durumda. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Allah kısmet ederse Ocak ayına kadar bu ekonomik krizin tüm etkileri silinecek, yeni yıla biz tertemiz pırıl pırıl yepyeni imkânlarla gireceğiz” diyor.
8 Eylül günü, Trakya ve İstanbul’da meydana gelen sel sonucunda, 33 kişi yaşamını yitirdi. Halen 9 kişi de kayıp. Bunun yanı sıra sadece İstanbul’da resmî verilere göre 1039 işyeri ve toplam 3 bin 401 bina selden zarar görmüş durumda.
Ardında sadece müzisyen olarak değil, yazar, oyuncu ve eylem adamı olarak da çok büyük bir efsane bırakan Beatles grubunun kurucusu John Lennon, 9 Ekim 1940’ta İngiltere’nin Liverpool kentinde dünyaya geldi. Annesi ve babası işçiydi.
Merhaba arkadaşlar, Bu yazıyı yazmaya başladığımda nereden başlayacağımı, nasıl giriş yapacağımı ve Kürt açılımını mı, selde kaybettiğimiz işçi kardeşlerimizi mi, yoksa küresel mali krizin bizim sırtımıza yüklenmesiyle her gün artan işsizliğimizi mi yazayım diye düşünüyordum.
Asistan kelime olarak yüksek öğretim kuruluşlarında öğretim üyesi yardımcısı anlamına geliyor. Ama buradaki yardımcı çanta taşımak, ödev okumak anlamına gelmiyor. Aslında burada bir bilim insanının yapmaya çalıştığı şey asistan yoluyla kendinden sonra gelecek olanı yetiştirmektir.
‘Sosyal yıkım yasası’ olarak tabir ettiğimiz Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasasının (SSGSS) 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girişinden bu yana bir yıl oluyor.
İnsanın kanını donduran bir cinayet; Münevver Karabulut cinayeti!
Medyada yer aldığında sıradan üçüncü sayfa haberlerinden biriydi. Bir genç sevgilisini canice öldürmüş, onu parçalara ayırmış ve çöp konteynırına atmıştı.
7 Temmuz’da Türk-İş ve hükümet arasında Türkiye genelinde 250 bin işçiyi kapsayan bir çerçeve anlaşma protokolü imzalandı. İmzalanan anlaşmaya göre ücretlere 2009’un ilk altı ayında yüzde 3, 2009’un ikinci altı ayında yüzde 5,5 oranında artış yapılacak.
Kamu emekçilerinin toplu görüşmeleri, bu yıl da gergin bir şekilde başladı. İlk toplantının ilk sözünden itibaren karşılıklı restleşmelere sahne olan görüşmeler devam ediyor.
Son haftalarda burjuva politikacılar ve medya tarafından, krizin bittiği ve 2010 yılında bir toparlanma olacağına dair bir yaygara koparılıyor. “Krizden çıkış”a yorulabilecek her bir küçük verinin üzerine atlayarak, bunları ruhumuza su serpmek için birer dayanak olarak kullanıyorlar.
Okul öncesinden üniversiteye yaklaşık 20 milyon öğrenci bugünlerde yeni eğitim-öğretim yılına başlıyor. Yılların getirdiği ise IMF, Dünya Bankası tavsiye kararları ile şekillenen politikalar kapsamında eğitimin her geçen gün biraz daha piyasanın himayesine girmesi oluyor.
Geçen sayımızda Kürt sorununu bir ulusal sorun olarak tanımlarken, bu ulusal sorununun çözümünü de Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının kayıtsız şartsız tanınmasından hareketle değerlendirmiştik.
Yaşanan sel felaketinin ardından onlarca insan öldü. Bunlardan sekiz tekstil işçisi kadının ölümü, çok feci oldu. Pameks patronu, bu kadın işçileri servis yerine, mal taşınan arkadan kilitlenen araçla işe getirip götürüyordu.
İstanbul’u etkisi altına alan şiddetli yağış, yoksul semtlerin altyapısızlığı ve patronların kâr hırsıyla birleşince; bir katliama dönüştü ve birçok emekçinin canına mâl oldu. Sular çekilince, yoksulların yaşamı, selde hayatını yitiren emekçilerin ise sömürü koşulları görünür oldu.
10. sayısını tamamladığımız kadın sayfamızda, en sık rastlanan problemlere yönelik belli yasalar ve uygulanışlarına değinen bir hukuk köşesine yer vermenin yararlı olabileceğini düşündük. Hali hazırda kadının adının geçtiği yasaların bizleri tatminden uzak olduğu aşikar. Buna karşın, lehimize olabilecek durumları öğrenebilmek için bunları bilmemiz gerektiğini düşünerek ilk köşemizde boşanma hakkına ve nafaka durumuna yer veriyoruz.
Her ne kadar bizi, krizden çıkmaya ramak kaldığına ve 2010 yılı itibarıyla ekonomik düzelmenin başlayacağına ikna etmek için uğraşsalar da, gerçeklik biz emekçiler açısından krizin olanca şiddetiyle sürdüğü yönünde. Ağustos ayı verileri ışığında, son üç ay boyunca yaşanan küçük rakamsal düzelmelerin tüketen ve son bir yıl içinde resmi olarak 1 milyon emekçinin daha işsiz kalmasına yol açan işsizlik geri dönmüş durumda.
Geçen aybaşında ve Ramazan’dan itibaren “iş yok” diye işçi çıkaran yönetim, yeniden işçi almaya başladı.
7 aydan beri takım elbise diken 360 kişilik tekstil fabrikasında çalışmaktayım. Her işyerinde olduğu gibi burada da sorunlar birden fazla.